Pozitif Hukukta Kamu Kurumlarında Disiplin Yetkisi
- Yusuf MERDOĞLU
- 22 Ara 2025
- 43 dakikada okunur
KAMU KURUM VE KURULUŞLARINDA YETKİLİ MAKAMLARIN GÖREV,
YETKİ VE SORUMLUKLARININ, DİSİPLİN SUÇ VE CEZALARI ÖZELİNDE VE
POZİTİF HUKUK KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ
Yusuf MERDOĞLU(1)
ÖZ
Makalede “Yetkili Disiplin Makamlarının Görev, Yetki ve Sorumlukları” mer’i
mevzuat bağlamında mercek altına alınarak yargısal içtihatlar ve disiplin hukuku özelinde
analiz edilmektedir. İdare hukukunun bir alt disiplini olan disiplin hukuku başlığı altında;
disiplin soruşturmaları, disiplin suç ve cezaları konularında 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu çerçeve kanun olarak kabul edilse de, anılan kanun ve disiplin ile ilgili diğer mevzuatta
öngörülmüş olan disiplin hukukunun usul, esas ve ilkelerinin uygulamada yetersiz kaldığı
izahtan varestedir. Dolayısıyla disiplin makamlarının görev, yetki ve sorumluklarının çerçevesi
her ne kadar mer’i mevzuatla çizilmiş olsa da genel ve soyut nitelikteki yasal hükümler ile bahsi
geçen eksiklikler doktrin ve yargısal içtihatlarla giderilmesi hedeflenmiştir. Bu sayede
zikredilen hususlar muayyen hale getirilerek, makale disiplin makamlarına yardımcı rehber
hüviyetine kavuşmuştur. Bu çalışmada, disiplin soruşturması emri verilirken dikkat edilmesi
gereken hususlar, soruşturma raporlarının bağlayıcılığı, disiplin makamlarının karar verirken
dikkat etmesi gereken temel hukuki kaideler, idarenin takdir yetkisinin sınırı ile idari işlemlerin
beş temel ögesi olmak üzere beş ana tema üzerinde durulmaktadır.
Anahtar Kelimeler: İdare/Disiplin Hukukunda İdari İşlemler, İdarenin Takdir Yetkisi,
Yetkili Disiplin Makamları, Soruşturma Emrine Esas Teşkil Eden Sebep Unsurunun
Hukukiliği, Soruşturma Raporunun Bağlayıcılığı.
EVALUATION OF THE DUTIES, POWERS, AND RESPONSIBILITIES OF THE
COMPETENT AUTHORITIES IN PUBLIC INSTITUTIONS AND
ORGANIZATIONS, IN PARTICULAR DISCIPLINARY CRIMES AND
PUNISHMENTS, AND WITHIN THE SCOPE OF POSITIVE LAW
Abstract
In the article, "Duties, Powers and Responsibilities of Competent Disciplinary
Authorities" are analyzed in the context of the current legislation and analyzed in terms of
judicial case law and disciplinary law. Although the Civil Servants Law No. 657 is accepted as
the framework law on disciplinary investigations, disciplinary offenses and punishments under
the title of disciplinary law, which is a sub-discipline of administrative law, it is self-evident
that the procedures, basis, and principles of the disciplinary law, which are stipulated in the
aforementioned law and other discipline-related legislation, are insufficient in practice.
Therefore, although the framework of the duties, powers and responsibilities of the disciplinary
authorities has been drawn by the current legislation, the general and abstract legal provisions
and the aforementioned deficiencies have been tried to be eliminated with the doctrine and
judicial jurisprudence, which are secondary sources of Turkish Administrative Law. In this
way, the mentioned issues have been made specific and the article has gained the identity of an
auxiliary guide to the disciplinary authorities. In this study, five main themes are focused on,
which are the points to be considered when ordering a disciplinary investigation, the
bindingness of the investigation reports, the basic legal rules that the disciplinary authorities
should pay attention to when making a decision, the limit of the discretion of the administration
and the five basic elements of administrative proceedings.
Keywords: Administrative Procedures, Discretion of the Administration, Competent
Disciplinary Authorities, Legality of the Causal Element that Constitutes the Basis for the
Investigation Order, Binding of the Investigation Report.
1. GİRİŞ
Kamu kurum ve kuruluşlarının varlık sebebi, Devlet mekanizması içerisinde halka
kamu hizmetinin verilmesidir. Kamu kurum ve kuruluşları bu amacını, memur ve sözleşmeli
personel gibi kamu görevlileri eliyle yerine getirir. Kamu görevlileri; kamu kaynaklarının
etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, yönetilmesinden,
kullanılmasından, korunmasından, kötüye kullanılmaması ve her an hizmete hazır
bulundurulması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumlu oldukları için disiplin ve ceza
hukukunun önemli süjesi olarak pozitif hukukumuzda yer almaktadır. Bununla birlikte kamu
hizmetinin düzenli, aksamadan, gecikmeksizin, sürekli ve tam olarak yerine getirilmesini
teminen, başta memurlar olmak üzere kamu görevlilerinin, kendilerine mevzuat kapsamında
emredilen kurallara uyup uymadıklarının denetlenmesi, yetkili disiplin makamları eliyle
disiplin hukuku ve bu hukukun olmazsa olmazı disiplin suç ve cezaları ile sağlanmaktadır.
Disiplin suçlarının ortaya konulması, iddiaların aydınlatılması ve maddi gerçekliğin ispatı
ancak usulüne uygun disiplin soruşturmaları aracılığı ile yapılır. Mezkûr işlemlerin
uygulanması sürecinde çok sayıda usul, esas ve ilkeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kapsamda,
bazı kurumların kendi özel mevzuatında yer alan düzenlemeleri hariç tutarsak, hukukumuzda,
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, disiplin hukuku başlığı altında disiplin soruşturmaları,
disiplin suç ve cezalarında çerçeve kanun olarak kabul edilir. Ancak yine de, anılan kanun ve
disiplin ile ilgili diğer mevzuatta öngörülmüş olan disiplin hukukunun usul, esas ve ilkelerinin
kapsamlı ve tam olarak düzenlendiği söylenemez(2).
Dolayısıyla bu makalemizde başta İdare Hukukunun yetki, şekil, sebep, konu ve amaç
olmak üzere 5 temel ögesi ve bunların Disiplin Hukuku’ndaki izdüşümü, spesifik olarak da;
yetkili disiplin makamları, soruşturma emrine esas teşkil eden sebep unsurunun hukukiliği,
soruşturma raporunun bağlayıcılığı konularına ilişkin genel ve soyut nitelikte eksiklik
mahiyetindeki yasal hükümlerin, doktrin ve yargısal içtihatlarla, 30 Nisan 2021 tarihinde
yürürlüğe giren Devlet Memurları Disiplin Yönetmeliği ile birlikte giderilmek suretiyle Mezkur
makalenin yetkili kılınmış disiplin makamlarına hususiyetle disiplin amirlerine yol gösterici
olması hedeflenmektedir.
Disiplin işlemleri de idari işlemin bir parçası olması nedeniyle söz konusu idari
işlemlerin unsurlarının neler olduğu, bu unsurların herhangi birisinde husule gelen aykırılığın sonucu nasıl etkileyeceği hususlarının açıklığa kavuşturulması gerektiğinden idari işlemlerin
unsurlarına aşağıda detaylı olarak yer verilmiştir.
2. İDARİ İŞLEMİN UNSURLARI
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2’nci maddesi(3) kapsamında İdarî
işlemler; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat ögeleri esas alınarak idari yargı mercilerince
hukukilik denetimi yapılır(4). Bununla birlikte idarenin takdir yetkisini(5) kaldıracak kararların
verilemeyeceği de aynı maddenin devamında hüküm altına alınmıştır.
Bu sebeple idari makamların işlem yapmadan önce idari işlemlerde bulunması gereken
unsurların neler olduğunu bilmesi, hukuka aykırılığa mahal vermemek adına önem arz
etmektedir. İdari işlemler arasından da icrai olan işlemler, iptal davasına konu olabileceğinden,
icrai ve icrai olmayan işlemlere açıklık getirmek gerekir.
İdari işlemin icrai olup olmaması, işlemin iptal davasına konu olmasında önem arz
etmektedir. Nitekim İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun(6) 14/3-d maddesine göre, iptal
davasının ön incelemesinde bakılacak konulardan birisi, “idari davaya konu olacak kesin ve
yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı” meselesidir. Yine aynı Kanunun 15/1-b
maddesine göre, dava konusu edilen işlem bu nitelikte değilse dava reddedilecektir. Bu hükme
göre, iptal davasına konu olabilmesi için, idarenin bir işleminin bulunması yeterli olmayıp, söz
konusu işlemin, kanunun deyimi ile “kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem” yani icrai
işlem niteliğinde olması gerekmektedir. İşlemin icrailiği “kamu gücünün, üçüncü kişiler
üzerinde, ayrıca başka bir işlemin varlığına gerek olmaksızın doğrudan doğruya hukuki
sonuçlar doğurması, hukuk alanında bir değişiklik yapması demektir. Bu bağlamda
memuriyetten çıkarma cezası verilmesi, pasaport talebinin reddedilmesi, bir taşınmaz
mal hakkında kamulaştırma kararı verilmesi, bir taşınmaz hakkında yıkım kararı
alınması, bir öğrencinin fakülteden kaydının silinmesi, bir öğrenciye zayıf not verilmesi
gibi işlemler, kişiler üzerinde ve hukuk âleminde değişiklikler meydana getirdiğinden
birer icrai işlemdirler. Öte yandan icrai olmayan işlemler; hukuk alanında bir değişikliğe
sebep olmadığından, kişilerin hukuki durumuna bir etki yapmadığından (etkisiz) işlem niteliğindedir ve iptal davasına konu edilemez. Bu bağlamda müfettiş/muhakkik raporları,
hazırlık işlemleri, bildirici işlemler ve idarenin iç işleyişine ilişkin işlemleri, kişilerin hukuki durumunda bir değişiklik yapmadığından icrai nitelikte olmadığı kabul edilmektedir(7).
Aşağıda sıralı olarak icrai olan idari işlemler de bulunması gereken 5 öge öncelikle
İdare Hukuku özelinde açıklandıktan sonra Disiplin Hukukundaki izdüşümü de detaylı bir
şekilde ele alınacaktır.
2.1. İDARİ İŞLEMLERDE YETKİ UNSURU
İdari kararın özünü oluşturan irade açıklaması(8), bu açıklamayı yapmaya yetkili bir kişi
tarafından yapılmış olmalıdır. İdare adına irade açıklamaya yetkili kişi veya kişilere “idari
makam (autorite ad-ministrative) denir. İdari makamların yetkileri, kişi, konu, yer ve zaman
bakımından sınırlıdır. Bu nedenle, idari makamların yetkilerini kişi, konu, yer ve zaman
bakımından dörde ayırıp incelemek uygun olur(9).
2.1.1. Kişi Bakımından Yetki
“Kişi bakımından yetki (competence ratione personae)”, bir kamu tüzel kişisinden çıkan
idari işlemin o kamu tüzel kişisi adına işlem yapmaya yetkili kişi veya kişiler tarafından
yapılabilmesi durumunu ifade eder. Diğer bir ifadeyle, kamu tüzel kişisi adına yapılan işlem,
bu tüzel kişi adına irade açıklamaya ehil bir kimse tarafından yapılmış olmalıdır. Bir kamu
tüzel kişisinde, o tüzel kişi adına idare açıklamaya, yani işlem yapmaya yetkili görevlilerin
sayısı aslında fevkalade azdır. İdare adına irade açıklama yetkisine sahip mercilere “idari makam” denir. Bu sınırlı sayıda görevlinin dışındaki görevlilerin açıkladıkları irade ile yapılmış
olan işlemler “ratione personae yetkisizlik” ile sakattır(10).
2.1.2. Konu Bakımından Yetki
Konu bakımından yetki, kişi bakımından yetkili olan idari makam, organ ya da kamu
görevlisinin, ancak mevzuatın öngördüğü konularda irade açıklayabilmesini ifade eder. Konu
bakımından yetki iki farklı açıdan değerlendirilebilir. İlk olarak, idarenin idari fonksiyona dâhil
konularda yetkili olması gerekir. Başka bir ifadeyle, idare, yasama ve yargı fonksiyonuna giren
ve siyasal nitelikteki hükümet etme işlevine ilişkin konularda irade açıklayamaz. Bununla
birlikte, idare, özel hukuk kişilerinin alanına giren konularda da yetkili değildir. İkinci olarak
ise mevzuatta, idari fonksiyona ilişkin konular, kişi bakımından yetkili olanlara ayrı olarak
dağıtılmıştır. Bu düzenlemeye göre, yetkili kişi, ancak kendisine verilen konularda yetki
kullanabilir(11). Aksi bir idari işlem konu bakımından yetkisizliği gündeme getirecektir.
Örneğin 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 18. Maddesinde belediye meclisinin karar
alabileceği konular, 38. Maddesinde de belediye başkanının karar alabileceği konular
belirtilmiştir. Bu organlar ancak burada belirtilen konularda işlem yapabilirler. Bu konuların
dışında bir işlem yapılırsa, işlem hukuka aykırı olur. Mesela “fahri hemşehrilik payesi ve beratı
vermek” belediye meclisinin yetkisine verilmiştir (m.18/r). Belediye başkanının fahri
hemşehrilik payesi ve beratı verme işlemi, konu bakımından yetkisizlik ile sakattır(12).
2.1.3. Yer Bakımından Yetki
“Yer bakımından yetki ( competence ratione loci)”; bir idari makamın hangi yerde,
yani hangi coğrafi alanda karar almaya yetkili ise, orada karar alabilmesi durumunu ifade eder.
Anayasa ve kanunlar bazı idari makamlara karar alma yetkisini sadece belirli coğrafi alanda
vermiştirler. Yani bazı idari makamların karar alma yetkisi yer bakımından sınırlıdır. Örneğin
bir valinin komşu ilde çalışan bir memura disiplin cezası vermesi durumunda veya bir
belediyenin bir başka belediyenin sınırları içinde bulunan bir taşınmazı kamulaştırması
durumunda “ratione loci yetkisizlik”(13) söz konusu olacaktır.
2.1.4. Zaman Bakımından Yetki
“Zaman bakımından yetki (competence ratione temporis)”, bir idari makamın hangi
süre içinde karar almaya yetkili ise, o sürede karar alabilmesi durumunu ifade eder. Anayasa
ve kanunlar idari makamların karar alma yetkisini bazen zaman bakımından
sınırlandırılmıştır(14). Bu hususa riayet edilmeden yapılan işlemler zaman bakımından yetkisizlik
yönünden sakat olacaktır.
İdare hukukunda genel yetki ögesini yukarıda açıkladıktan sonra makalemizin ana
konusu oluşturan Disiplin Hukuku’nda Yetki Unsuru üzerinde durularak bir bütün halinde
konunun daha iyi anlaşılması hedeflenmiştir.
2.1.5. Disiplin İşlemlerinde Yetki Unsuru
İdare adına disiplin işlemleri yapmaya yetkili kişilere disiplin makamları denmektedir.
Disiplin makamları; disiplin amiri, disiplin kurulu ve atamaya yetkili amir ile yüksek disiplin
kurulundan müteşekkildir.
Disiplin makamlarının yetkileri ise özel kanunlar hariç tutulduğunda (2547 sayılı YÖK
Kanunu, 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun vs.) 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunun muhtelif maddelerinde hüküm altına alınmıştır.
657 sayılı DMK’nın Disiplin Kurulları ve Disiplin makamları başlıklı 126’ncı
maddesine göre(15), uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezaları disiplin amirleri tarafından;
kademe ilerlemesinin durdurulması cezası, memurun bağlı olduğu kurumdaki disiplin
kurulunun kararı alındıktan sonra, atamaya yetkili amirler olduğu anlaşılmaktadır. Devlet
memurluğundan çıkarma cezası ise amirlerin bu yoldaki isteği üzerine, memurun bağlı
bulunduğu kurumun yüksek disiplin kurulu kararı ile verilir.
Yine aynı kanunun 124/1’inci fıkrası kapsamında Disiplin amirlerinin kurumların
kuruluş ve görev özellikleri dikkate alınarak Devlet Personel Başkanlığı'nın16 görüşüne
dayanılarak özel yönetmeliklerinde tayin ve tespit edilecek amirler olduğu, aynı kanunun
Disiplin kurulları ve disiplin amirleri başlıklı 134 üncü maddesinin verdiği yetki doğrultusunda,
“Disiplin ve soruşturma işlerinde kanunlarla verilen görevleri yapmak üzere Kurum
merkezinde bir Yüksek Disiplin Kurulu ile her ilde, bölge esasına göre çalışan kuruluşlarda
bölge merkezinde ve kurum merkezinde ayrıca Milli Eğitim müdürlüklerinde birer Disiplin
Kurulu bulunur. Bu kurulların kuruluş, üyelerinin görev süresi, görüşme ve karar usulü, hangi
memurlar hakkında karar verebilecekleri ve disiplin amirlerinin tayin ve tespitinde
uygulanacak esaslar ile bunların yetki ve sorumlulukları gibi hususlar Cumhurbaşkanınca
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir”. 30 Nisan 2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle
Devlet Memurları Disiplin Yönetmeliği(17) yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelikle disiplin
kurullarının kuruluşunu, üyelerinin görev süresini, görüşme ve karar usulünü, hangi memurlar
hakkında karar verebileceklerini, disiplin amirlerinin tayin ve tespitinde uygulanacak esasları,
kurulların ve disiplin amirlerinin yetki ve sorumlulukları ile disiplin soruşturmalarına ilişkin
usul ve esasları belirlenmiştir.
Aynı yönetmeliğin Disiplin Amirlerinin Tespiti ile Görev ve Yetkileri ana başlıklı,
Disiplin amirleri kenar başlıklı 5’inci maddesi kapsamında tüm idarelerin disiplin amirlerinin
kim olduğu aynı zamanda aynı maddenin 4 üncü fıkrası kapsamında ise İl özel idareleri,
belediyeler ve bağlı kuruluşları ve bunların üyesi olduğu mahallî idare birliklerinde görevli
memurların disiplin amirleri; İçişleri Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca müştereken
hazırlanan ve yürürlüğe konulan yönetmelikte gösterileceği hüküm altına alınmıştır.
İçişleri Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca Mahalli
İdareler Disiplin Amirleri Yönetmeliği(18) 11 Mart 2022 tarihinde yürürlüğe girdiğinden, bu
sebeple kamu kurum ve kuruluşları zikredilen yönetmeliklere uygun kendi disiplin amirleri
yönetmeliklerini revize etmeleri gerekmektedir. Aynı zamanda hukuki ihtilaflarda ise kuşkusuz
üst norm olan Devlet Disiplin Yönetmeliği ile Mahalli İdareler Disiplin Amirleri
Yönetmeliğinin hükümleri dikkate alınmalıdır.
Yetki kuralları, yorum veya anlaşma yoluyla genişletilemez veya değiştirilemez.
Çünkü yetkinin hangi makamda olduğu hususu şüpheye yer verilmeyecek şekilde
mevzuatla belirlenmiştir. Dolayısıyla disiplin hukuku bakımından da disiplin yaptırımını tesis etme yetkisi, ilgili mevzuatta hangi makama verilmiş ise o makam tarafından tesis edilmelidir(19). Örneğin mahalli idareler disiplin yönetmeliğine ekli bağlı idarelerin disiplin amirleri aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.
TABLO 1: Büyükşehir Belediyeleri Disiplin Amirleri


Bağlı kuruluşların disiplin amirleri Tablo 2’de unvanları ile belirtilmiştir.
TABLO 2: Bağlı Kuruluşların Disiplin Amirleri


Tablo 1 ve 2’de disiplin amirleri olarak belirlenen yetkili makamların dışındaki
makamların disiplin cezası vermesi idari işlemi yetki unsuru yönünden sakatlayacağından, idari
yargıda idari işlem iptal edilebilecektir.
Konuya ilişkin Danıştay Kararlarına örnek vermek gerekirse;
- Disiplin cezası verme yetkisi, mevzuatla kime tanınmış ise ancak onun tarafından
kullanılabilir. (Danıştay İdari Dava Daireleri 20.12.1985 gün ve E. 1985/122, K.1985/133)20,
- Yetki ile ilgili idare hukuku ilkelerine göre alt kademedeki bir disiplin makamın üst
kademedeki bir disiplin makamının yerine karar alması işlemi yetki yönünden hukuka aykırı
hale getirebileceği gibi, üst kademedeki bir makamın, alt kademedeki bir idari makamın
görevine giren bir konuda karar alması da yine yetki yönünden hukuka aykırı olacağı21
belirtilmiştir.
- Hakkında üzerine atılı fiil nedeniyle yapılan soruşturma sonucu davacıya önerilen
cezanın, kamu görevinden çıkarma cezası olduğu ve bu cezayı ancak Yükseköğretim
Kurulu’nun verebileceği, dolayısıyla alt cezanın verilmesi konusundaki takdir yetkisinin de bu
makama ait olduğu, başka disiplin makamının veremeyeceği22 kararına ilişkin hususlar tüm alt
ceza uygulamalarında dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan disiplin makamlarının belirlenmesi
ise muhakkak mevzuatla belirlenmiş, esas cezaya göre olmalıdır!
- Tıp fakültesinde öğretim üyesi olan davacıya uyarma cezasının disiplin amiri olan
dekan tarafından verilmesi gerekirken rektör tarafından verilmesinde yetki yönünden hukuka
uyarlık bulunmadığı(23) Danıştay’ın ilgili dairesinde karara bağlanmıştır.
-Kademe İlerlemesinin durdurulması cezasının ve buna bağlı olarak alt ceza verilmesi
yetkisinin, yetkili disiplin kurulunda olduğu, bu yetki çerçevesinin dışına çıkılarak kademe
ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren disiplin suçu sabit iken disiplin amirince bir alt
ceza uygulamasının yetki yönünden hukuka uygun olmadığı(24) yönündeki karar, Danıştay 8.
Dairesinin emsal kararlarındandır.
Burada disiplin kurulunun, atamaya yetkili amirin ve disiplin amirinin yetki bakımından
sınırının net olarak ortaya konması gerekmektedir. Bununla birlikte, Devlet Disiplin
Yönetmeliğinin(25) Disiplin kurulu ve yüksek disiplin kurulunun değerlendirmesi
neticesinde yetki başlıklı 27 (1) maddesi evleviyetle uygulanmalıdır. Çünkü Yönetmeliğin
İlgili maddesi; atamaya yetkili amirler disiplin kurulunun kademe ilerlemesinin durdurulması
cezası teklifine mukabil, kademe ilerlemesinin durdurulası cezasını onaylayabileceği gibi
yapacağı değerlendirme ile bir alt ceza verebileceği hususunu salık verdiğinden, bir alt ceza
uygulamasının disiplin kurulunda olmadığı ve atamaya yetkili amirde olduğu ayrıca ilgili konu
da disiplin amirlerinin hiçbir rolü olmadığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan disiplin kurulu
kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını reddetmesi üzerine atamaya yetkili amirler başka
ceza verebilecektir. Ama burada artık bir alt ceza uygulamasının olmadığı da unutulmamalıdır.
Danıştay Kararları ve yürürlükteki kanun ile yönetmelikler çerçevesinde her
makam ancak maiyetindeki personel ile ilgili disiplin hükümlerini işletebilir. Disiplin
makamları; yasa gereği disiplin amirleri, disiplin kurulları ve yüksek disiplin kurullarından
müteşekkildir. Tablo 1 ve 2’de sadece disiplin amirleri unvanları belirtilmiştir. Disiplin
amirlerinin disiplin cezası verme yetkisi özel personel yasalarında aksi öngörülmediği sürece
uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezaları ile sınırlıdır. Disiplin Kurulları ve Atamaya Yetkili
Amirler; Kademe İlerlemesinin Durdurulması Cezasında, Yüksek Disiplin Kurulları ise
Memuriyetten Çıkarma Cezalarında yetkili disiplin makamlarıdır.
Örneğin aylıktan kesme cezası almış personelin özlük dosyasında silinme süresi
içerisinde aynı mahiyetteki bir eylemi tekrarladığında, disiplin suçunun konusu her ne kadar
aylıktan kesme cezasını gerektirse de tekerrür hükümleri gereği bir üst ceza uygulanması
mecburi olduğundan ve de kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verme yetkisi de disiplin
amirinin yetki alanına girmediğinden, disiplin amiri tarafından ilgilisinin savunması alındıktan
sonra soruşturma raporu ile birlikte disiplin kuruluna gönderilmek zorundadır. Çünkü kademe
ilerlemesinin durdurulması cezası Disiplin Kurulunun Kararı alındıktan sonra ancak atamaya
yetkili amirin onayı ile mümkündür. Aksi bir uygulama yetki yönünden idari işlemi
sakatlayacaktır.
Disiplin kurulları; kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren ve özlük
dosyalarından silinme süresi içerisinde tekrarına ilişkin bir eylemi tespit ettiklerinde, tekerrür
hükümlerinin bağlı yetki kapsamında uygulanması zaruri olduğundan ve bir üst ceza olan
Memuriyetten Çıkarma cezası da yetkisi kapsamında olmadığından, muhataba ait savunma
istem yazısı ve cevabı ile muhakkik/soruşturma raporu ve eklerini, işlem tesis etmek üzere
kurumun Yüksek Disiplin Kuruluna göndermesi gerekmektedir. Aksi bir uygulama yine yetki
yönünden idari işlemi sakatlayacaktır.
Yetki kurallarının özellikleri gereği, hukuk kuralı kime yetki vermiş ise, yetkiyi o idari
makam, idari organ ya da kamu görevlisi kullanabilir. Ancak yetkili kişinin bütün yetkilerini
her zaman kendisinin kullanması mümkün olmayabilir26. Bu sebeple yetki devri ile vekâlet
konularının disiplin yetkisi özelinde detaylandırmakta fayda mülahaza görülmektedir.
2.1.6. Disiplin Yaptırım Yetkisinin Devri
Disiplin yaptırımı yetkisi de münhasır yetkiye örnektir ve yetki devrinin konusu olamaz.
Danıştay 1. Dairesi de vermiş olduğu istişari mütalaada27, idari makamlara verilen disiplin
yaptırımı yetkisinin münhasır yetki niteliğinde olduğu ve bu yetkiye ilişkin olarak yetki devri
yapılamayacağını belirtmiştir. Bu itibarla yetki devri yapılması sonrası tesis edilecek disiplin
yaptırımları, yetki unsuru bakımından sakat olacaktır.
Danıştay 12. Dairesi konuya ilişkin bir kararında; “… her ne kadar, davalı idarece,
08.07.2011 tarihli ve 2954 sayılı işlem ile disiplin kurullarına sevk edilen disiplin dosyalarını
sonuçlandırma yetkisi Bakan tarafından Genel Müdür’e verilerek, atamaya yetkili amir sıfatına
sahip olan Bakan’ın disiplin cezası verme yetkisini devrettiği iddia edilmekteyse de, 657 sayılı
Kanun’un 126’ncı maddesinde veya başka bir kanun hükmünde, atamaya yetkili amirin disiplin
cezası vermeye ilişkin yetkisini devredebileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından, yetki
devrine ilişkin işlemde yetki tecavüzü bulunmakta, bu haliyle dava konusu işlemi Bakan yerine
Genel Müdür’ün tesis etmesinde ise yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı”(28)
gerekçesiyle kanunun yetki devrine açıkça izin vermediği durumlarda disiplin cezası verme
yetkisinin devredilemeyeceği hususuna açıklık getirmiştir.
2.1.7. Disiplin Hukukunda Vekâlet
İdare karar alma ve işlem tesis etme sürecinde yetkili olan makamda bulunan kamu
görevlisi, geçici (hastalık izni, görevden uzaklaştırma gibi) ya da sürekli (ölüm, istifa gibi)
şekilde görevinin başında bulunamayabilir. Bu durumda kamu hizmetinin düzenli ve sürekli
biçimde sağlanabilmesi amacıyla hukukumuzda vekâlet kurumu öngörülmüştür. Bu noktada
vekâlet, yetki devrinden ayrılmaktadır. Danıştay’a göre; vekilin, vekâlet ettiği görevin yetki
ve sınırları içinde kalmak şartıyla, aslın bütün hak ve yetkisine sahip olduğu vekâlet kurumunun
niteliği gereğidir. Ve bu husus genel bir hukuk kuralı haline gelmiştir. Şu halde vekil, vekâlet
ettiği kişinin sahip olduğu disiplin yetkilerini kullanarak disiplin yaptırımı kararı alabilecektir29.
Görüldüğü üzere hukukumuzda vekâlet müessesesinde, yetki devrinden farklı olarak vekil,
kanunun vermiş olduğu yetki kapsamında aslın yerine disiplin işlemi yapabilecektir.
2.1.8. İdari İşlemlerde “Geri Alma” ve Disiplin İşlemlerindeki Yeri
İdari işlemin geri alınması onun yapıldığı tarihten itibaren (ex tunc) hukuki hayattan
silinmesi, çıkarılması demektir. Başka bir deyimle geri alma hukuka aykırı bir işlemin geriye
yürür şekilde düzeltilmesini yapıldığı andan itibaren hukuki etkilerini ortadan kaldırmayı veya
işlemin ilk yapıldığı tarihten itibaren hükümsüzlüğü sonucu, yapıldığı tarih ile geri alınması
arasında doğurduğu hukuki durumların da gayri sahih ve gayri muteber sayılmalarını gerektirir.
Bu tanımlamadan da görüleceği gibi geri alma kavramının iki öğesi vardır: bir kere geri alma
ile beraber işlem ortadan kalkmaktadır. İkincisi bu ortadan kalkış geriye yürür sonuçlu olup
işlemin yapıldığı tarihe kadar uzamakta ve işlemin bu arada doğurduğu hukuki sonuçları da
etkilemektedir(30).
Geri almanın geçmişe dönük etkisinden çıkan önemli bir sonuç da bu etkisiyle geri
almanın, “idari işlemlerin geriye yürümezliği” kuralının istisnasını oluşturmasıdır. Geri alma işleminin geçmişe etki etmesinden dolayı idari yargı alanındaki iptal kararıyla benzerlik
oluşturmaktadır. Ama geri alma ile iptal kararı arasındaki en önemli fark; bu işlemleri yapan
makamların farklı olmasındandır. İptal işlemi yargı makamlarınca, geri alma işlemi ise,
“yetkide paralellik” ilkesi gereği, işlemi yapan idare tarafından yapılmaktadır31. Bu açıklamalar
ile birlikte akıllara şu sorula gelebilmektedir; geri alma işlemi yargıya intikal etmeden ne
zamana kadar yapılabilir? Hangi işlemler geri alma işleminin konusunu teşkil eder? İstisnasız
tüm işlemler geri alınabilir mi? Suallerine cevap vermek konunun daha iyi anlaşılmasını
sağlayacaktır.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 27 Ocak 1973 tarihli içtihadı
birleştirme kararıyla, yokluk, mutlak butlan ve kişinin gerçek dışı beyanı ve hile yapmış
olması halleri dışında, idarenin hukuka aykırı işlemini ancak iptal davası süresi içinde ve
kanunlarda özel bir süre öngörülmüş ise bu süre içinde yahut iptal davası açılmış ise dava
sonuna kadar geri alabileceğine karar vermiştir(32).
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı incelendiğinde; bir idari
işlemde yokluk, mutlak butlan ve kişinin gerçek dışı beyanı ve hile yapmış olması halleri mevcutsa ilgili idari işlemin yetkide ve usulde paralellik ilkesi kapsamında idarece süreye
bağlı kalmaksızın her halükârda geri alınabileceği çıkarımı yapılabilmektedir. Acaba istisnasız
bu kural tüm idari işlemlerde (disiplin işlemleri de dâhil olmak üzere) geçerli midir? Yani Geri
alınamayacak işlemler var mıdır? Örneğin Kademe İlerlemesinin Durdurulması cezasını
gerektiren eylemin disiplin soruşturması neticesinde sabit olmasına rağmen, Disiplin amirinin
vicdani kanaati oluşmadan disiplin cezasını hafifleterek kınama cezasını vermesi ve muhatabın
Disiplin kuruluna itirazı neticesinde yapılan işlemin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle
dosyanın disiplin amirine iadesi çerçevesinde verilen kınama cezasının geri alınarak kademe
ilerlemesinin durdurulması cezası verilebilir mi? Ya da disiplin işlemlerinde yokluk, mutlak
butlan ve kişinin (soruşturulanın) gerçek dışı beyanı ve hile yapmış olması halleri
mevcutsa bu durumda diğer idari işlemler gibi geri alma işlemi yapılabilecek midir?
Yukarıda yer verilen sorulara tek bir cevap vermek güç olmakla birlikte disiplin cezalarının geri alınamayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmamakta olup konu yargısal içtihatlarla çözüme kavuşturulmaya çalışılmaktadır. Hâkim yargısal görüş ise; disiplin cezası işleminin sıkı şekil şartına bağlı olması nedeniyle cezanın yeni bir idari işlemle ortadan kaldırılmasına engel olduğu, ancak disiplin cezalarının bir yargı kararı veya yasama tasarrufu ile iptal edilebileceği(33) yönündedir. Yine başka bir karar da Danıştay, yasal düzenlemeler çerçevesinde kesinleşen disiplin cezalarının, cezayı veren idari merciler açısından bağlayıcı ve kesin nitelikte olduğunu, dolayısıyla verdikleri disiplin cezasını geri alıp yerine
başka bir ceza vermelerinin olanaksız olduğunu kabul etmektedir(34).
Öte yandan yasal düzenleme olmamasına rağmen 30 Nisan 2021 tarihli Devlet
Memurları Disiplin Yönetmeliği(35) kapsamında Disiplin Soruşturması ve Cezaları Hakkında
Çeşitli Hükümler başlıklı 34 üncü maddesinin 1. Fıkrası, “Kesinleşmiş disiplin cezaları, kanuni
düzenleme ile yargı kararlarının gerektirdiği durumlar hariç başka bir idari işlemle geri
alınamaz, değiştirilemez veya ortadan kaldırılamaz.” hükmü ile disiplin cezalarının geri
alınamayacağı hususu yasal zemine oturtulmasa da yönetmelikle hüküm altına alındığı
anlaşılmaktadır. Bu sebeple ilgili hükmün, aksi bir düzenleme olmadığı sürece yetkili
makamlarca bağlı yetki gereği uygulanması gerekir(36).
Ayrıca yargısal içtihatlar ile konuya perspektif ve derinlik kazandırmak gerekirse,
Danıştay verdiği bir kararında(37) disiplin cezalarının geri alınmasının mümkün olmadığını şu
ifadelerle belirtmiştir. “Kamu hizmetinin belli bir düzen içerisinde yürütülmesi için gerekli
önlemlerden olan disiplin cezası, niteliği gereği öteki idari işlemlerden farklıdır. Disiplin cezası
vermeye yetkili organlar, bu organların oluşumu, çalışma usulü, karar oluşturulması, bu
kararlara itiraz ve bütün bu sürecin her aşaması için öngörülen süre koşulları ile disiplin cezası
işlemi sıkı şekil şartına bağlı olarak uygulanabilmektedir. Bu özellik, disiplin cezasının yeni
bir idari işlemle ortadan kaldırılmasına engeldir. Ceza ancak bir yargı kararı yahut yasama tasarrufu ile iptal edilebilir veya disiplin cezanın ağırlığına göre, belli süreler geçtikten sonra sicil doyasından silinmesi atamaya yetkili amirden istenebilir”. Karardan da anlaşılacağı üzere Danıştay 8. Dairesi, disiplin cezasının hem mahiyeti hem de muhteviyatı gereği başka bir idari işlemle geri alınamayacağını kabul etmektedir.
Konuyla ilgili olarak Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 09/11/2020 tarihli
kararında; soruşturma raporunda getirilen teklif doğrultusunda yetkili disiplin amiri tarafından
verilerek tebliğ edilen disiplin cezasının, bir disiplin affı kanunu veya yargı makamlarınca
verilmiş ve kesinleşmiş bir yargı kararı olmadığı sürece, idarenin tek yönlü iradesi ile geri
alınarak yeni bir disiplin cezası tesis edilmesine hukuken olanak bulunmadığı(38) belirtilmiştir.
Kararlardan şu sonuca varılmaktadır;
- Disiplin işlemleri de birer idari işlem olmasına rağmen sıkı şekil şartlarına tabi
olması (disiplin cezası vermeye yetkili organlar, bu organların oluşumu, çalışma
usulü, karar oluşturulması, bu kararlara itiraz ve bütün bu sürecin her aşaması için
öngörülen süre koşulları) nedeniyle muhatabın ister lehine ister aleyhine olsun
disiplin makamlarınca geri alınamayacaktır.
- Disiplin cezalarının; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurul kararında belirtilen
“yokluk, mutlak butlan ve kişinin gerçek dışı beyanı ve hile yapmış olması halleri”
kapsamında verildiği idarece anlaşılmış olsa bile disiplin işlemi ancak bir yargı
kararı yahut yasanın tasarrufu ile iptal edilebilecektir. Bu özelliği ile disiplin
işlemleri, diğer idari işlemlerden önemli ölçüde ayrılmaktadır.
- Son olarak disiplin cezaları, cezanın ağırlığına göre belli süreler geçtikten sonra
atamaya yetkili amirin onayı ve takdiri ile özlük dosyasından silinebilecektir.
Dolayısı ile disiplin cezaları; yürürlükteki düzenlemeler ve istikrar kazanmış yargı
kararları göz önüne alındığında zikredilen durumlar dışında disiplin makamlarınca geri
alınmaması “hukuka uygun işlem” yapılması için elzem görülmektedir.
2.2. İDARE HUKUKUNDA ŞEKİL UNSURU
2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu 2’nci maddede belirtilen “şekil”, hem işlemin
dış görünüşünü hem de işlemin hazırlanış usulünü ifade eder. Şekil, idari işlemin hangi yoldan
yapıldığını gösteren bir unsurdur. Bu mahiyette şekil, öncelikle işlemi oluşturan iradenin dış
dünyaya yansımasını ve daha sonra işlemin yapılması sırasında izlenen usulü gösterir. Şekil bu
özelliği ile idare edilenler bakımından bir güvence niteliği arz eder. Nitekim idari işlem
tesisinde yasanın, düzenleyici tasarrufların veya yerleşmiş içtihatların öngördüğü koşullara
uyulmamış olması o işlemi hükümsüz kılabilecek yahut iptaline sebebiyet verebilecektir. Belli
başlı şekil kuralları, idari işlemin kural olarak yazılı şekilde yapılması, idari işlemlerin
gerekçelendirilmesi, kolektif ve karma işlemlerde toplantı ve karar yeter sayısına uygun olarak
karar alınması, idari yaptırım veya disiplin cezaları uygulamaları esnasında ilgililerin
savunmasının alınması, bireysel işlem metninde idare ilgilinin hangi idari makam veya yargı
merciine başvurabileceğini ve sürelerinin belirtilmesi sayılabilecektir. İdari işlemler hukuka
uygunluk karinesinden faydalanırlar ve bu nedenle hukuka aykırılığı yargı yerlerince tespit
edilinceye veya idare tarafından geri alınıncaya kadar geçerli kabul edilirler. Ancak idari
işlemlerin hukuka uygunluğunu temin etmek için aranan unsurlardan biri de şekil kurallarına
uyumdur. Zira şekil kuralları bir yandan işlem tesis ederken idareyi daha dikkatli ve özenli
olmaya zorlarken diğer yandan işlemi tüm aşamaları ile birlikte görünür kılarak ispat noktasında
kullanılmaktadır(39).
2.2.1. Disiplin İşlemlerinde Şekil Unsuru
Disiplin cezaları memurun meslek hayatını ve özlük haklarını etkiler ve hatta
memuriyetten çıkarılmasına sebebiyet verir. Bu nedenle hukuk devleti ilkesinin bir gereği
olarak ve disiplin cezalarının baskı aracı şeklinde kullanılmasını engellemek maksadıyla
disiplin yetkisi, bir hiyerarşi dâhilinde sistematik biçimde yürütülmekte, soruşturma,
savunma alınması, disiplin süreçlerine ilişkin süreler, disiplin cezasının verilmesi ve
tebliği gibi tüm aşamalar belli şekil kurallarına tabi bulunmaktadır(40).
İdari işlemin şekil unsuru kapsamında yer alan yazılılık kuralı ile ilgilinin savunmasının
alınması hususları üzerinde durmak konunun daha iyi anlaşılmasında katkı sağlayacaktır.
2.2.1.1. Yazılılık Kuralı
1982 Anayasası’nın 125’nci maddesinin 3’üncü fıkrasında; “idari işlemlere karşı
açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar” denilmek suretiyle idari işlemde
“yazılı olma” özelliği vurgulanmıştır. Yine Danıştay’a göre ilke olarak, idarenin işlemlerini
ilgililerce yazılı olarak tebliğ etmesi ve işlem idari yargı merci önüne getirildiğinde de yazılı
bildirim belgesini dava dosyasına sunması gerekmektedir. “Disiplin hukuku açısından da tesis
edilecek tüm işlemlerde yazılılık kuralına riayet edilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan örneğin;
disiplin amirinin sözlü bir biçimde memur hakkında uyarı cezası tesis etmesi, yazılılık kuralına
aykırıdır ve bu işlem hukuken yok hükmündedir(41).
2.2.1.2. İlgilinin Savunmasının Alınması
1982 Anayasası’nın 129’uncu maddesinin 2’nci fıkrasında; “memurlar ve diğer kamu
görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları
mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez” denilmek suretiyle
disiplin soruşturmalarında savunma hakkının önemi vurgulanmıştır. Danıştay’a göre de; (…)
disiplin suçu teşkil eden fiillerle ilgili olarak soruşturma yapılması zorunlu olduğu gibi
soruşturmanın belirli usuller çerçevesinde yapılması da zorunludur. Danıştay içtihadında da
ifade edildiği üzere, özellikle idari işlemin muhatabı olan kimselerin haklarını koruyucu
nitelikte şekil ve usul kuralları öngörülmüş ise (örneğin; disiplin soruşturmalarında savunma
alınması zorunluluğu) bu kurallara aykırılıklar esasa etkili şekilde şekil yönünden sakat olarak
kabul edilirler(42).
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 30 Nisan 2021 tarihinde yürürlüğe giren Devlet
Memurları Disiplin Yönetmeliğinde Savunma konusunda ayrı başlık açıldığı görülmektedir.
İlgili yönetmeliğin 30’uncu maddesi kapsamında(43), “Memura savunma hakkı tanınmadan
disiplin cezası verilemez. Savunma, soruşturma sürecinin son aşamasında disiplin amiri
tarafından istenir. Savunma, memur hakkındaki iddialar, bu iddiaların dayandığı deliller, isnat
edilen fiil veya hâllerin hukuki nitelendirmesi ve 657 sayılı Kanunun 125 inci maddesinde
sayılan fiil veya hâllerden hangisinin kapsamına girdiği bent ve alt bent belirtilerek istenir.
Memur, yetkili kurulun veya disiplin amirinin yedi günden az olmamak üzere verdiği süre
içinde veya belirtilen bir tarihte savunmasını yapar. Savunma istemine ilişkin yazıda, süresi
içinde yapılmaması hâlinde savunma hakkından vazgeçilmiş sayılacağı belirtilir. Kademe
ilerlemesinin durdurulması cezasına ilişkin soruşturma süreci sonunda disiplin amiri
savunmayı aldıktan sonra soruşturma dosyasını disiplin kuruluna gönderir. Devlet
memurluğundan çıkarma cezasına ilişkin soruşturma süreci sonunda disiplin amiri savunmayı
aldıktan sonra ceza verilmesi gerektiği kanaatine varırsa soruşturma dosyasını, kanaatini
içeren yazı ile birlikte yüksek disiplin kuruluna gönderir. Yüksek disiplin kurulunca, memurun
sözlü veya yazılı olarak son savunması, 657 sayılı Kanunun 129 uncu maddesinde tanınmış
olan haklardan yararlanmasına imkân sağlanmak suretiyle ayrıca talep edilir.” işlem
yapılması gerekmektedir. Aksi bir uygulama işlemi şekil yönünden sakatlayacaktır.
Devlet Disiplin Yönetmeliğinin savunma başlığı altında yer alan hususlar mercek altına
alındığında; ilk aşamada uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması
ile memuriyetten çıkarma cezalarının hepsinde savunma alma yetkisinin disiplin amirinde
olduğu göze çarpmaktadır. Kademe ilerlemesinin durdurulmasını gerektiren cezalarda ise
soruşturma süreci sonunda disiplin amiri savunmayı aldıktan sonra soruşturma dosyasını
soruşturmanın doğal uzantısı olarak, disiplin kuruluna göndermelidir. Ancak disiplin kurulunun
savunma alma konusunda ilgili yönetmelikte açık bir düzenleme yoktur. Bu durum
mevzuatımızın önemli eksikliklerinden bir tanesidir. Burada her ihtimale karşı disiplin amiri savunma alsa bile disiplin kurulunun yetkisi kapsamında savunma alması isabetli olacaktır. Çünkü kademe ilerlemesinin durdurulması cezasında asli yetkili makam, disiplin kurulu ve onay mercii atamaya yetkili amirdir. Diğer taraftan memuriyetten çıkarma cezasını gerektiren durumlarda ise disiplin amiri savunma almakla birlikte ceza verilmesi gerektiği
kanaatine varırsa soruşturma dosyasını, kanaatini içeren yazı ile birlikte yüksek disiplin
kuruluna göndermesi ilgili yönetmeliğin amir hükmü gereğidir. Yönetmelikte dikkat edilmesi
gereken diğer bir husus da memuriyetten çıkarma cezalarında disiplin amirinin savunma alması
yeterli görülmemekte ayrıca yüksek disiplin kurulunca, memurun sözlü veya yazılı olarak son
savunmasının, 657 sayılı Kanunun 129 uncu maddesinde tanınmış olan haklardan
yararlanmasına imkân sağlanmak suretiyle ayrıca talep edilmesi “savunma” konusunun önemli
nüanslarındandır.
Danıştay’ın konuya ilişkin istikrar kazanmış kararları aşağıda belirtilmiştir.
Hakkında Devlet Memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilen
davacıya, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 129. maddesi uyarınca, disiplin kurulunda
sözlü veya yazılı olarak kendisi veya vekili vasıtasıyla savunma yapma hakkının tanınması
gerektiği, bu doğrultuda tutuklu bulunan davacının son savunması alınmadan tesis edilen
işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı(44), Disiplin soruşturması kapsamında kendisine isnat
olunan eylemler açıkça belirtilmek suretiyle savunmasının alınmadığı anlaşılan davacı
hakkında, Anayasal güvence altında bulunan savunma hakkının kısıtlandığı(45), Davacının
kusurlu olduğu iddia edilen davranışı nedeniyle bir soruşturmacı tayin edilerek usulüne uygun
soruşturma yapılmaksızın 1. Disiplin Amiri tarafından doğrudan savunma alınarak verilen
kınama cezasında ve bu cezaya yapılan itirazın reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı(46),
Soruşturmacının yaptığı ifade alma işlemi, savunma alınmadan disiplin cezası verilemeyeceği;
savunma hakkının kullandırılması amacıyla ilgili hakkındaki iddiaların, bu iddiaların dayandığı
delillerin, üzerine atılı fiillerin hukuki nitelendirmesinin ve önerilen disiplin cezasının
bildirilmesinin zorunlu olduğu(47), kararlardan anlaşılmaktadır.
İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 02.06.2020 tarih ve E. 2018/1744, K. 2020/828
kararında48, disiplin soruşturmasında, savunma istem yazısının savunma hakkının mümkün
kılacak nitelikte olması gerektiği, savunma istem yazısında soruşturmaya konu fiillerin hukuki
niteliği ile soruşturma neticesinde verilen cezanın farklı olması ve verilen cezanın daha ağır
olması durumunda savunma hakkının usulüne uygun kullandırıldığından bahsedilemeyeceği
belirtilmiştir.
2.3. İDARE HUKUNDA SEBEP UNSURU VE DİSİPLİN HUKUKUNDA
GÖRÜNÜMÜ
İdari işlemlerde sebep, karar almadan, işlem tesis edilmeden önce var olan, idareyi karar
almaya, işlem tesisine götüren hukuki veya fiili durumdur. Her idari işlemin bir sebebi,
dayanağı vardır. Disiplin hukuku açısından ise idari işlemin (disiplin yaptırımının) sebep
unsuru, disipliner ihlaldir. İdari işlemlerin hukukiliği incelemesinde işlemi tesis etmeye hangi
makamın yetkili olduğu hususu kadar, o makamın yetkisini kullanırken sahip olduğu takdir
payı (marge d’appreciation) da önem taşımaktadır. İdarenin takdir yetkisi; belli durum ve
koşullar altında idarenin karar alıp almama veya kanunda öngörülen farklı çözümler arasında,
kanunen geçerli şekilde seçim yapma serbestisini ifade eder. İdareye tanınan serbesti alanının
gerekçesi; idarenin verimli çalışması, değişen koşullara idari faaliyetlerin uyum sağlamasıdır.
Takdir yetkisi; yere ve zamana göre değişebilir. İdarenin nasıl bir uygulama yapacağı mevzuatta
ayrıntılı olarak belirtilmemişse, sorunun çözümünde kanunen geçerli birden fazla yol varsa,
işlemi yapacak idarenin çözümlerden dilediğini seçme yetkisi varsa idarenin takdir yetkisinden
söz edilir(49).
Bir hukuk kuralı idarenin nasıl hareket etmesi gerektiğini, izlemesi gereken yol ve
yöntemleri önceden belirlemişse, idare için takdir yetkisi değil, bağlı yetki söz konusudur.
Bağlı yetki söz konusu olduğunda idarenin hangi durum karşısında nasıl bir karar alacağı yasa
tarafından açıkça belirlenmiş olup, bu halde idare belli yönde bir karar alarak işlem tesis etmek
zorundadır. Bunlar; işlemi yapan makamın o işlemi yapma hususunda yetkili olması, işlemin
mutlaka kamu yararı amacına dönük olması ve işlemin tesis edilmesine yol açan sebeplerin
gerçekten var olmasıdır(50).
Sebep ögesi, hukuksal bir işlem olabileceği gibi bir olayda olabilir. Sebep açısından
idari işlemler üç kümede toplanabilir. Bunlar; sebebi belli idari işlemler, sebebi idareye
bırakılan idari işlemler ve sebep gösterilmesi öngörülmemiş idari işlemlerdir(51).
Sebebi belli idari işlemler de sebep ögesi mevzuatta açık bir biçimde belirtilmişse, bu
tür işlemlere sebebi belli idari işlemler denir. Disiplin cezaları mezkûr idari işlemlere örnektir.
Sebebi idareye bırakılan idari işlemler, hukuk kuralı bazı durumlarda idarenin yapacağı
işlemlerin nedeninin belirlenmesini idarenin takdirine bırakmış olabilir. Ancak bu gibi
durumlarda, idarenin belirlediği neden, kamu yararına uygun olmalıdır. Hukuk kuralları, idari
işlemin sebep ögesini belirlerken, “milli güvenlik”, “genel güvenlik”, “genel asayiş”, “kamu
düzeni”, “kamu yararı”, genel sağlık”, “genel ahlak”, “hizmetin gerekleri”, “kamu esenliği”,
“görülen lüzum üzerine”, gibi içeriği belirsiz denecek kadar geniş ve yoruma açık kavramlar
kullanmaktadırlar. Bu kavramları yorumlama yetkisi doğal olarak idareye verilmektedir. İdare
bu kavramları yorumlarken, ilgilinin özel çıkarına veya zararına değil, tümüyle kamu yararı
çerçevesinde hareket etmelidir. Sebep gösterilmemiş idari işlemler; eğer mevzuat, idari işlemin
yapılması için herhangi bir sebep göstermemişse ve sebebin belirlenmesi konusunda idareye
de herhangi bir ödev vermemişse, idarenin işlem yaparken herhangi bir sebep göstermesi
gerekmez. Fakat idarenin göstermediği, ancak kararına dayanak yaptığı sebep, mutlaka kamu
yararına ve yürüttüğü hizmetin menfaatine uygun olmalıdır(52).
İdari işlemin sebep unsurunu Soruşturma Emri kapsamında değerlendirmek konunun
daha iyi anlaşılması hususunda fayda sağlayacaktır.
2.3.1. Soruşturma Emrine Esas Teşkil Eden Şikâyet Dilekçesi ve İhbar
Mektuplarının Sebep Unsuru Yönünden Hukukiliği
Disiplin soruşturmasına soruşturma emri ile başlanır fakat bunun için öncelikle, disiplin
yaptırımını gerektiren disipliner ihlalinde herhangi bir şekilde öğrenilmesi gerekir. Bunların
başlıcaları; teftiş ve inceleme sırasında, basın yolu ile öğrenme, başka idari mercilerce yapılan
bildirim, fiilin işlendiğinin bizzat yetkili amirce tespit edilmesi (fiilin işlendiğine dair tutanakta
amirin imzası var ise tarafsızlığı zedelememek adına soruşturma emri bir üst yetkili disiplin
makamınca açılmalı) şikâyet ve ihbar yoludur(53). Ancak soruşturma emrine esas teşkil eden
hususlar arasından genellikle karşılaşılan, “şikâyet” ve “ihbar” konusu üzerinde durmak
gerekir.
Disiplin cezasını gerektiren bir fiilin işlendiğini ihbar veya şikâyet üzerine öğrenen
disiplin amiri konu hakkında zamanaşımına sebep vermeden soruşturma başlatmalıdır. Ancak
soruşturma emrine esas teşkil eden ihbar veya şikâyet dilekçelerinde bulunması gereken
hususların yer almaması soruşturma emrini sebep yönünden hukuka aykırı kılabileceğinden
yetkili makamların dikkat etmesi gereken hususlar Devlet Disiplin Yönetmeliğinin Çeşitli ve
Son Hükümler Ana Başlıklı ve İşleme konulmayacak ihbar ve şikâyetler kenar başlıklı 38 inci
maddesinde belirtilmiştir(54).
Bu kapsamda; Devlet memuru hakkında; a) Belirli bir konuyu içermeyen veya somut
delile dayanmayan, b) Başvuru sahibinin adı, soyadı, imzası ve adresi bulunmayan, c) Daha
önceden şikâyet konusu yapılıp sonuçlanan hususlarda yeni delil içermeyen, ç) Akıl hastalığı
sebebiyle vesayet altına alınanlar veya henüz vesayet altına alınmamış olmakla birlikte bu
hastalığa dûçar oldukları sağlık kurulu raporu ile belirlenenlerce verilmiş olan, ihbar ve
şikâyetler işleme konulmaz. Devamı fıkrasında ise istisnai olarak ihbar ve şikâyetlerin somut
delillere dayanması durumunda Başvuru sahibinin adı, soyadı, imzası ve adresi bulunmasa
dahi konu hakkında disiplin soruşturmasına başlanacağı hüküm altına alınmıştır.
Şikâyet dilekçelerinde ve ihbar mektuplarında başvuru sahibinin adı, soyadı, imzası ve
adresinin yer almasının önemi isnada uğrayan açısından önem arz etmektedir. Masumiyet
karinesi esas alınmak suretiyle kişilerin iftiraya uğrayabilecekleri hususu da göz ardı
edilmeksizin işlem yapılması Hukuk Devleti olmanın gereğidir. Esasında Devlet Memurları
Kanunu’nun memurların hakları kapsamında 25 inci maddesinde hüküm altına alınan isnat ve
iftiralara karşı koruma hakkının bu sebeple hüküm altına alındığı düşünülmektedir.
İlgili hüküm gereği olarak; Devlet memurları hakkındaki ihbar ve şikâyetler, garaz veya
mücerret hakaret için, uydurma bir suç isnadı suretiyle yapıldığı ve soruşturma veya
yargılamanın tabi olduğu kanuni işlem sonucunda bu isnat sabit olmadığı takdirde, merkezde
bu memurun en büyük amiri, illerde valiler, isnatta bulunanlar hakkında kamu davası
açılmasını Cumhuriyet Savcılığından istemeleri(55) ancak başvuru sahibinin adı, soyadı, imzası
ve adresi olması ile mümkün olabileceğinden bu hususa yetkili makamların azami hassasiyet
göstermesi gerekmektedir. Aksi takdirde soruşturma emrine esas teşkil eden şikâyet dilekçesi
veya ihbar mektuplarının ilgili mevzuata uygun olmamasına rağmen işlem yapılması yapılan
işlemi sebep yönünden hukuka aykırı kılacaktır.
2.3.2. Disiplin Cezasının Sebep Unsuru
Disiplin cezasına esas teşkil eden fiil/eylem ya da davranış burada önem arz etmektedir.
Fiile uygun bir disiplin cezasının verilmemesi idari işlemi sebep yönünden sakatlayabilecektir.
Bu hususta şöyle bir örnek verilebilir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125.
Maddesinin A/b bendi uyarınca “özürsüz veya izinsiz göreve geç gelmek” uyarma yaptırımını
gerektiren bir disipliner ihlaldir. Bu halde örneğin; memura aylıktan kesme cezası verildiği
varsayımında, idarenin tesis etmiş olduğu işlemin sebep unsuru sakat olacaktır. Zira mevzuat
hükmü uyarınca, konusu aylıktan kesme cezası verilmesi olan idari işlemin sebep unsuru
“göreve özürsüz olarak geç gelmek” olamaz. Nitekim Danıştay’a göre “kamu görevlisinin
işlediği disiplin suçu karşılığında niteliği itibariyle o suç için öngörülenden daha ağır bir disiplin
cezası ile cezalandırılması durumunda eylemin ağırlığına göre cezalandırma, diğer bir deyişle
orantılılık ilkesi de ihlal edilecektir(56).
2.4. KONU UNSURU
İdari işlem tesis edilirken, mevzuat gereği idari işlemi yapmaya yetkili kılınmış bir
makam, kanundaki ya da düzenleyici işlemlerdeki sebep gerçekleştiğinde ilgili şekli kurallara
uymak ve kamu yararı doğrultusunda hareket etmek suretiyle hukuk âleminde bir değişiklik
meydana getirmektedir. Bu durum yani hukuk âleminde meydana gelen bu değişiklik karşımıza
konu unsuru olarak çıkmaktadır. Bu nedenle yetki, şekil sebep ve maksat unsurlarının aslında
idari işlemin konusunu gerçekleştirme gibi bir işlev üstlendikleri söylenebilir(57).
Diğer bir tabirle konu unsuru, idari işlemin doğuracağı sonuçtur. Konu yönünden
hukuka aykırılıklar çeşitli biçimde ortaya çıkar. Örneğin, mevzuat tarafından yasaklanan bir
konuda işlem yapılması, yasak dayanak olmadan yükümlülük getirilmesi, belli amaç için konan
kuralın uygulama alanının genişletilmesi(58) konu yönünden hukuka aykırılıklara örnek teşkil
etmektedir.
Diğer taraftan; kanunla düzenlenmesi gereken bir konunun idari işlemle düzenlenmesi,
üst kurala aykırı işlem yapılması, hukuk kuralının uygulama alanının genişletilmesi, kesin
hüküm niteliğindeki mahkeme kararına aykırı işlem yapılması, kazanılmış hakları ihlal eden
işlem tesis edilmesi, eşitlik ilkesine uyulmaması ve son olarak geriye yürümezlik kuralının ihlal
edilmesi yani idari işlemler kural olarak yapıldığı andan itibaren geçerli olup, geçmişe etkili
olarak yapılamazlar(59). Bu hususlara riayet edilmemesi işlemi konu yönünden hukuka aykırı
hale getirecektir.
2.4.1. Disiplin hukukunda Konu Unsuru
Disiplin hukuku açısından ise disiplin cezasının konusu “yaptırım”dır ve tüm
yaptırımlar mevzuatla öngörülmüştür(60). Örneğin; uyarı yaptırımı tesis edilmesine ilişkin idari
işlemin konu unsuru kamu personelinin uyarılmasıdır. Konu unsuru sebep unsuru ile yakından
ilgili olup, çoğu kez bu unsurlardan birisindeki sakatlık diğerini de etkilemektedir. İdari işlemin
konu unsuru bakımından hukuka aykırılık muhtelif şekillerde ortaya çıkabilir. Disiplin hukuku
açısından karşılaşılması en muhtemel örnek; disipliner ihlal ile ilgili olarak o ihlal için öngörülmüş
olan yaptırımın değil, başka bir yaptırımın tesis edilmesidir. Bu durumda disiplin yaptırımı işlemi, sebep unsurunun yanında konu unsuru bakımından da sakat hale gelecekti(61).
2.5. AMAÇ UNSURU
Bütün idari işlemlerdeki nihai amaç (maksat) kamu yararıdır. Disiplin yaptırımları
açısından amaç; kamu idare ve kurumlarında düzeni sağlamak, disipline olmuş personel
aracılığıyla etkili kamu hizmeti yürüterek, nihayetinde kamu yararını sağlamaktır. İdare kural
olarak, kamu personeli hakkında soruşturma sürecini tamamlayarak mevzuatta belirtilen
disiplin yaptırımlarından birisine karar verebilir. Ancak kimi zaman amirler, kamu
hizmetinin etkili bir şekilde yürütülmesi ve nihayetinde kamu yararı amacıyla
kullanmaları gereken hiyerarşik yetkilerini, kamu yararı dışında baskı yapmak, ceza
uygulamak vb. şeklinde kullanabilirler(62). İdari işlemin kamu yararı dışında kullanılması
işlemi amaç yönünden sakatlayan hukuka aykırı bir işlem olarak görülmektedir.
2.5.1. Disiplin Hukukunda Amaç Unsuru
Tesis edilen idari işlemde amaç kamu yararı değil; kamu personelinin, disiplin
soruşturmasının kendisine sağladığı güvenceden yararlandırılmaksızın cezalandırılması ise,
yetki saptırmasının varlığından söz edilecektir. Örneğin; 657 sayılı DMK’nın 76’ncı maddesine
göre memurların görev yerleri kurumlarınca değiştirilebilir. Kanun idareye bu yetkiyi, “kamu
hizmetinin gerekleri” ve “kamu yararı” uyarınca kullanması için vermiştir. Yine 657 s.
Kanun’da sayılan disiplin yaptırımları arasında memurun görev yerinin değiştirilmesi
biçiminde bir yaptırım öngörülmemiştir. Bu halde memurun görev yerinin, kamu hizmetinin
etkili yürütülmesi amacıyla değil de, memura ceza vermek amacıyla değiştirilmesi durumunda
bir “örtülü disiplin yaptırımı”ndan bahsedilir. Bu tür bir işlem amaç unsuru bakımından sakattır
ve “yetki saptırması – detournement de pouvoir” gerekçesiyle iptal edilebilir(63).
Bir idari işlem olan disiplin işlemleri hakkında genel amaç yönünden hukuka aykırılık
halleri üç şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bunlar: kişisel amaç güdülmesi, üçüncü kişileri
koruma amacı güdülmesi ve siyasi amaç güdülmesidir. Şahsi Amaç Yönünden, idarenin kimi
zaman karar alırken kişisel bir amaç ve çıkar güttüğüne rastlanmaktadır. Bir idari kararın
alınmasında veya bir idari işlemin tesis edilmesinde kişisel amaç güdülmüş ise, o idari karar ya da idari işlem amaç unsuru bakımından sakattır. Diğer bir ifadeyle yetki saptırması ile maluldür.
Disiplin hukukunda şahsi amaç güdülmesi durumunda, disiplin amirlerinin maiyetinde çalışan
kişilerin ilerleyen zamanlarda yükselerek kendisine rakip olmasını engellemek maksadıyla
disiplin cezası vermesi, amirin arasında husumet bulunduğu bir çalışanına disiplin cezası
vermesi, disiplin amirlerinin veya disiplin kurullarını oluşturan üyelerin düşünsel anlamda
bağlı olduğu toplulukların ve oluşumların çıkarını sağlamak amacıyla topluluk dışından
memurlara disiplin işlemi uygulaması veya kendine yakın gördüğü personeli koruma saikiyle
disiplin cezasını uygulamaması olarak karşımıza çıkabilir. Kısacası bir disiplin işlemi kurumsal
düzeni veya kamu yararını amaçlamadan kişisel saiklerle yapılmışsa burada işlem hukuka
aykırı olacaktır(64).
Üçüncü Kişileri Koruma Amacı Güdülmesinde ise; idari makamların, sadece
kendilerine yarar sağlamak amacı ile değil, üçüncü kişilere yarar sağlamaya yönelik işlemleri
de yetki saptırması ile maluldür. Son olarak Siyasi Amaç Güdülmesinde; Siyasal amaçla
kurulmuş idari işlemler de yetki saptırmasından ötürü sakattır. Örneğin bir hiyerarşik amirin,
disiplin işlemini uygularken onun siyasal eğilimini dikkate alması durumunda maksat
bakımından hukuka aykırılık hali oluşacaktır. Danıştay’a intikal etmiş bir dosyaya ilişkin
olayda davacı öğretim üyesinin hükümetin siyasetine muhalif bir dergiye yazı vadettiğinden
bahisle Bakanlık emrine alınmasını Danıştay Beşinci Dairesi şu gerekçeyle iptal etmiştir:
“Bakanlığın yazısı da okul içinde cereyan etmiş bir vakıadan bahis olmayıp, sadece davacının
siyasi bir dergiye yazı vadetmiş olmasının muvafık olmayacağını belirtmekten ibaret
bulunduğundan, kendisini hizmetten ayırmak için idari lüzumun sübutuna kâfi sayılacak bir
delil teşkil etmez.”(65) Bu kararın gerekçesi göz önüne alındığında disiplin işlemlerinde disiplin
makamlarının siyasi saikler göz önünde bulundurularak yaptırım uygulamaları işlemi amaç
unsuru yönünden sakatlayacaktır.
3. SORUŞTURMA RAPORUNUN DİSİPLİN MAKAMLARI YÖNÜNDEN BAĞLAYICILIĞI
Disiplin makamları, ceza verme yetkisini kullanırken soruşturmacının disiplin cezası
verilsin/verilmesin yönündeki tekliflere bağlı mıdır? Bu husus izaha muhtaç bir konu olması
nedeniyle detaylandırmakta yarar vardır. Bu sebeple; müfettiş veya muhakkik tarafından
yürütülen soruşturma neticesinde disiplin cezasına yönelik teklif edilen hususların, disiplin
makamlarını bağlayıp bağlamadığı, soruşturma dosyası muhteviyatındaki delillerin iddiaları
aydınlatıp aydınlatmadığı çerçevesinde açıklanmalıdır. Kesin delillerle ispatlanan iddialara
ilişkin teklif edilen hususların, disiplin makamlarınca kabul edilmemeleri beklenemeyeceği
gibi eksik delillerle vicdani kanaat oluşmadan, inanca ve görüşe dayalı olarak “şüpheden sanık
yararlanır” evrensel hukuk ilkesi göz ardı edilerek ceza verilmesi de hukuki olmayacaktır.
Büyük bir güçle donatılmış bulunan idare, bir tüzelkişilik olduğundan, doğaldır ki
iradesini gerçek kişiler aracılığıyla açıklayacaktır. Gerçek kişiler ise “keyfi” davranma eğilimi
içine kolaylıkla girebilirler. Nitekim takdir yetkisi, ancak hukuk kuralları arasında özgürce
hareket edebilecek bir alan şeklinde anlaşılmalıdır(66). Aksi bir tutum da yetkili makamların
yapmış oldukları idari işlem; gayr-i hukuki olarak birilerinin menfaatine veya başkalarının
mağduriyetine sebep olabileceği, bu nedenle mezkûr eylemin Türk Ceza Kanunu’nun Görevi
Kötüye Kullanma(67) başlıklı 257’nci maddesi kapsamında değerlendirilebileceği
unutulmamalıdır!
Konuya ilişkin olarak, Danıştay On ikinci Dairesi, 16/03/2017 tarihli toplantısında
vermiş olduğu bir kararında; “… Soruşturmacı tarafından soruşturmaya konu eylemin sübut
bulup bulmadığı ve mevzuatta hangi disiplin cezasını gerektirdiği yönünde getirilen teklif
doğrultusunda disiplin dosyasının disiplin amiri, disiplin kurulu veya Yüksek Disiplin Kurulu
tarafından değerlendirileceği, ancak disiplin cezası vermeye yetkili disiplin amiri ve disiplin
kurullarının soruşturmacının teklifi ile bağlı olmadığı, söz konusu merciler tarafından, önlerine
gelen dosyalarda, hakkında soruşturma yürütülen kişinin veya kişilerin fiilleri ile ilgili olarak
soruşturmacı tarafından yapılan nitelendirmeye katılmak zorunluluğunun bulunmadığı gibi
isnat edilen fiillerin Devlet Memurluğundan çıkarma cezasını gerektirdiği kanaatine ulaşması
durumunda dosyayı Yüksek Disiplin Kuruluna gönderebileceği…” hususlarının önemine
değinmiştir. Bu kapsamda, soruşturmacının teklifi ile bağlı olmayan disiplin amiri, disiplin
suçunun sabit olduğu ancak soruşturmacının teklif ettiği ceza dışında başka bir disiplin cezasını
gerektirdiği kanaatine vardığı durumlarda; Bu cezayı vermeye kendisi yetkili ise disiplin
cezasını verir. Bu cezayı vermeye disiplin kurulu ya da yüksek disiplin kurulu yetkili ise
soruşturma dosyasını yetkili kurula gönderir. Yapılan soruşturmayı eksik gördüğü takdirde
soruşturmacıdan yeniden soruşturma yapılmasını isteyebileceği gibi yeni bir soruşturmacı da
görevlendirebilir(68). Disiplin amirleri yetkilerini, ilgili mevzuatın memurlara tanıdığı hakları
göz önünde tutarak, hakkaniyet ve eşitliği esas alan bir tutum ve davranış içinde kullanmakla
yükümlüdür(69).
Disiplin raporunda fiilin gerektirdiği disiplin cezasının gösterilmesi, disiplin cezasını
vermeye yetkili merciin tayini açısından önem taşımaktadır. Ayrıca soruşturma raporunda
önerilen sonuç ile bağlı olmayan disiplin amiri, gerekçelerini açıklamak şartıyla, soruşturma
raporunda önerilenden farklı bir disiplin cezası verebilir ya da ceza vermeksizin soruşturmayı
sonlandırabilir(70).
Disiplin makamları disiplin cezasına ilişkin karar verirken, karara esas teşkil eden
“gerekçe” hem taraflar, hem de kurum/kamu düzeni açısından önem arz etmektedir. Ancak
devlet disiplin yönetmeliğinde ister disiplin kurulu olsun isterse Yüksek Disiplin Kurulu olsun
verilecek kararların gerekçeli olacağı belirtilmesine rağmen gerekçenin sınırı ve kapsamına
ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir. Bu sebeple gerekçe konusuna eğilmek gerekir.
Gerekçe yükümlülüğünün temel dayanağı hukuk devleti ilkesidir, hukuk
devletlerinde “idare yapmışsa bir sebebi vardır” mantığıyla hareket edilemez. Gerekçe
hikmet-i hükümet anlayışının terk edilerek devleti kamu hizmeti sunan varlık olarak kabul eden
modern devlet anlayışının bir sonucudur. Zira gerekçe işlemin muhatabını bir kamusal emrin
nesnesi olmak yerine hukukun öznesi haline getirir. İdari işlemi gerçekleştirmeden önce idare,
hata yapmamak açısından işleme ilişkin vakıaları ciddi bir şekilde araştırır, idari işleme ilişkin
hukuki zemini doğru bir şekilde belirlemeye gayret eder. Bir nevi idari özdenetim
gerçekleştirerek hukuka uygun davranma konusunda daha çok çaba sarf eder. İşleme konu
olayların maddi ve hukuki temellerini daha kapsamlı şekilde inceler hatta tartışmaya açar.
Gerekçe yükümlülüğün bulunması idarenin keyfi davranışlarına mani olur. Aslında
gerekçe yükümlülüğü bir amaç değil, idareyi doğru karara götüren bir araçtır; idare
kendi kendini denetleyerek hukuka aykırı davranmaktan kaçınır(71).
Gerekçe ilkesi günümüzde adil yargılanma ilkesinin bir parçası olarak da görülmektedir.
Dolayısı ile bu ilke Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHM) 6’ncı maddesi kapsamında
değerlendirilebilir. AİHM’e göre gerekçeli karar; toplumda bireylerin, yargı kararlarının
nedenlerini bilmeleri ve kanun yoluna başvurma haklarını etkili olarak kullanabilmeleri olanağı
sağlar. Gerekçe ilkesi, Anayasamızda ve ceza yargısında yer aldığı gibi memur disiplin
hukukunda da geçerlidir. İdare, yapmış olduğu tüm eylem ve işlemlerde, bu ilkeyi göz önünde
bulundurmakla yükümlüdür. Özellikle bağlı yetki dışında, kendisine takdir yetkisi verilen
idari işlemlerde bu ilkenin uygulanması, işlem gerekçesinin kamu yararını içinde
barındırması, idarenin serbest alanının fazla olması nedeniyle daha da önemlidir.
Danıştay 5. Dairesi 2016/9948 E., 2016/4760 K., 21/10/2016 Tarihli kararında, “disiplin
amirlerince disiplin cezasına konu olan fiilin tespitinde, önce usulüne uygun soruşturma
açılması, soruşturma devamında sırasında memurun lehinde ve aleyhinde tüm bilgi ve
belgelerin toplanarak ve memurun savunması ile tüm ifadelerin alınarak süresi içerisinde
soruşturmanın tamamlanması, soruşturma sonucunda hazırlanan soruşturma raporu ve
gerekçeleri değerlendirilerek ilgili hakkında karar verilmesi gerekmektedir.” diyerek memur
hakkındaki soruşturmanın, titizlikle ve gerekçe temeline oturtularak yapılmasına vurgu
yapmıştır. Gerekçe ilkesi, görüldüğü üzere Anayasa, Ceza Kanunu ve disiplin mevzuatında yer
alan önemli bir ilkedir. Karar gerekçesi; mevcut olayın aydınlatılmasına yönelik ölçüde
delillerin varlığını ve bu deliller ile somut olay arasındaki bağı içermelidir. Kararın
gerekçesiz ya da yeterli somut gerekçe olmadan verilmesi hukuka uygunluğunu zedeler(72).
Danıştay kararlarında, idarenin gerekçe göstermesi yeterli bulunmamakta, bu gerekçenin gerçekte var olup olmadığının da araştırılması gerektiği, eğer varlığı tespit edilirse, bu gerekçenin işlemi yapmaya yeterli bir gerekçe olarak kabulünün mümkün olup olmadığının da irdelenmesinin yetkili makamların sorumluluğunda olduğu, idarenin gerçekte gösterdiği gerekçenin de var olduğunun da ispatlanması gerektiği(73) belirtilmiştir.
Gerekçe gösterilmesi hususunu idarenin takdir yetkisi çerçevesinde değerlendirmek
gerekir.
4. İDARENİN TAKDİR YETKİSİ MUTLAK ve SINIRSIZ MIDIR?
İdari işlemlerin hukukiliği incelemesinde işlemi tesis etmeye hangi makamın yetkili
olduğu hususu kadar, o makamın yetkisini kullanırken sahip olduğu takdir payı (marge
d’appreciation) da önem taşımaktadır. İdarenin takdir yetkisi; belli durum ve koşullar
altında idarenin karar alıp almama veya kanunda öngörülen farklı çözümler arasında,
kanunen geçerli şekilde seçim yapma serbestisini ifade eder. İdareye tanınan serbesti
alanının gerekçesi; idarenin verimli çalışması, değişen koşullara idari faaliyetlerin uyum
sağlamasıdır. Takdir yetkisi; yere ve zamana göre değişebilir. İdarenin nasıl bir uygulama
yapacağı mevzuatta ayrıntılı olarak belirtilmemişse, sorunun çözümünde kanunen geçerli
birden fazla yol varsa, işlemi yapacak idarenin çözümlerden dilediğini seçme yetkisi varsa
idarenin takdir yetkisinden söz edilir. Diğer taraftan bir hukuk kuralı idarenin nasıl
hareket etmesi gerektiğini, izlemesi gereken yol ve yöntemleri önceden belirlemişse, idare için takdir yetkisi değil, bağlı yetki söz konusu olacaktır(74).
Yukarıdaki açıklamalar perspektifinde; hukuk sistemimizde, tüm hükümlerin icrasının
idareye “takdir yetkisi” kapsamında verilmediği ve emredici ve bağlayıcı kuralların bağlı
yetkinin bir tezahürü olduğu hususları göz önüne alındığında, takdir yetkisinin mutlak ve
sınırsız olmadığı sonucuna varılacaktır.
Danıştay, takdir yetkisinin sınırsız olmadığını belirttiği bir kararda “İdare kendisine
tanınan bu takdir yetkisini kamu hizmetinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak
amacıyla kullanırken bile kanunların kişilere hak tanıyan ve memurlara teminat getiren
hükümlerine aykırı işlem uygulanamayacağı gibi bu yetkiyi Anayasa ilkelerine aykırı bir şekilde
de kullanamaz” sonucuna varmıştır. Bir diğer kararında ise “…idare takdir yetkisinin de idare
yönünden mutlak ve sınırsız bir serbestiyi tazammum etmediği bu yetkinin ancak kamu yararına
ve kamu hizmetinin en etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla
kullanılabileceği, yetki saptırması şeklinde tezahür edemeyeceği ve keyfilik sınırına
varamayacağını” belirtmiştir. İdarenin, yasal çerçevede hareket serbestisine sahip kılındığı
hallerde bile söz konusu yetkiyi hukuka aykırı kullanması aynı zamanda mali
sorumluluğu da gerektirecektir75.
Yönetimin göstermiş olduğu gerekçe ile takdir yetkisinin sınırlarını aşıp aşmadığı ya
da yetkisini hukuka uygun biçimde kullanıp kullanmadığı, idari işlemin yetki ve şekil
kurallarına uygun olarak yapılıp yapılmadığı, yetki veren yasa hükmüne aykırılık taşıyıp
taşımadığı, eşitlik ilkesine uyup uyulmadığı, yetki saptırmasının olup olmadığı, gösterilen
gerekçenin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı, gerekçede gösterilen olayların nitelendirilmelerinin
yanlış yapılıp yapılmadığı hususları yargı içtihatlarında netlik kazanmaktadır76.
Nitekim disiplin makamları yetkisini kullanırken, yapılan işlemin mevzuata, kamu
yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğunu hukuken geçerli somut bilgi ve belgelerle
kanıtlaması icap etmektedir. Konudan bağımsız mesnetsiz salt gerekçe gösterilmesi gayr-i
hukuki durumu değiştirmeyecektir. Bu sebeple yetkili makamların, keyfi bir uygulama ile
kasıtlı olarak kamu yararı değil de özel menfaat gözetilerek görevlerini hukuk çerçevesinde
yerine getirmemeleri neticesinde; taraflar arasında birilerinin mağduriyetine ya da başkalarının
menfaatine veya kurum/kamu zararına sebep olduğu yapılan denetimler ile anlaşılması
durumunda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257/1’inci maddesi kapsamında “Görevi
Kötüye Kullanma Suçu”na muhatap olabileceklerdir. Dolayısıyla yetkili disiplin makamları
hukuk devletinin gereği olarak, mer’i mevzuatla belirlenmiş kurallar çerçevesinde ve aynı
zamanda evrensel hukuk ilkelerini de göz önünde bulundurarak görevlerini yerine getirmelidir.
Aksi takdirde idari, mali ve adli sorumlulukları söz konusu olacaktır.
5. SONUÇ ve DEĞERLENDİRME
Makalemizde Devlet memurlarının disiplin sorumluluğu; yetkili disiplin makamları,
soruşturma emrine esas teşkil eden sebep unsurunun hukukiliği, soruşturma raporunun
bağlayıcılığı konularına ilişkin genel ve soyut nitelikte eksiklik mahiyetindeki yasal hükümler,
doktrin ve yargısal içtihatlarla, 30 Nisan 2021 tarihinde yürürlüğe giren Devlet Memurları
Disiplin Yönetmeliği ile birlikte değerlendirilerek maddeler halinde aşağıdaki sonuçlara
ulaşılmıştır.
Disiplin cezası verilmesi gibi doğrudan doğruya hukuki sonuç doğuran ve hukuk
alanında bir değişiklik yapan işlemler icrai işlemlerdir. İcrai olmayan işlemler ise
müfettiş/muhakkik raporları, hazırlık işlemleri, bildirici işlemler ve idarenin iç işleyişine ilişkin
işlemlerdir. Yapılan açıklamalara göre idari işlemler içerisinde yalnızca icrai olan işlemler iptal
davasının konusu edilebildiğinden, iptale konu olan idari işlemler ise; yetki, şekil, sebep, konu
ve maksat ögeleri esas alınarak idari yargı mercilerince hukukilik denetimi yapıldığından,
yetkili makamlarca beş ögenin muhteviyatı iyi bilinmeli ve ona göre işlem yapılmalıdır.
Müfettiş veya muhakkik tarafından yürütülen soruşturma neticesinde icrai nitelikte
olmayan disiplin cezasına yönelik teklif edilen hususların, disiplin makamlarını bağlayıp
bağlamadığı, soruşturma dosyası muhteviyatındaki delillerin iddiaları aydınlatıp
aydınlatmadığı, kesin nitelikte olup olmadığı hususları çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Kesin delillerle ispatlanan iddialara ilişkin tekliflerin, disiplin makamlarınca kabul
edilmemeleri beklenemeyeceği gibi eksik delillerle vicdani kanaat oluşmadan, inanca ve görüşe
dayalı olarak “şüpheden sanık yararlanır” evrensel hukuk ilkesi göz ardı edilerek ceza verilmesi
de hukuki olmayacaktır. Öte yandan İdari Yargı, idarenin salt gerekçe göstermesini yeterli
bulmamaktadır. İdarenin gerçekte gösterdiği gerekçenin de var olduğunun da ispatlanması
gerektiği hususuna içtihat niteliğindeki kararlarından anlaşılması nedeniyle azami dikkat
edilmelidir.
Danıştay Kararları ve yürürlükteki kanun ile yönetmelikler çerçevesinde; her makamın
ancak maiyetindeki personel ile ilgili disiplin hükümlerini işletebileceği, yetki kurallarının,
yorum veya anlaşma yoluyla genişletilemeyip veya değiştirilemeyeceği, disiplin yaptırımını
tesis etme yetkisi, ilgili mevzuatta hangi makama verilmiş ise o makam tarafından icra edilmesi
gerektiği, disiplin amirleri olarak belirlenen yetkili makamlar dışındaki makamların disiplin
cezası vermesinin idari işlemi yetki unsuru yönünden sakatlayacağı anlaşılmaktadır.
Genellikle uygulama da kademe ilerlemesinin durdurulması ve memuriyetten çıkarma
cezalarında alt ceza müessesesi uygulanırken yetki yönünden ihtilaflar yaşanmaktadır. Burada
dikkate alınması gereken temel kural, asıl cezayı verme yetkisi hangi makamda ise bir alt
ceza uygulaması yetkisi de o makama aittir. Bu sebeple; kademe ilerlemesinin durdurulması
cezası ve buna bağlı olarak alt ceza verilmesi yetkisi, atamaya yetkili amirde olduğundan,
kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren disiplin suçu sabit iken disiplin amirince
bir alt ceza uygulaması yapılamaz. Bununla birlikte memuriyetten çıkarmayı gerektiren disiplin
suçu sabitken asıl ceza ve bir alt ceza uygulamasının kurumun bağlı olduğu yüksek disiplin
kurulunda olduğundan, bu yetki çerçevesinin dışına çıkılarak başka makamca farklı bir ceza
verilmesi idari işlemi yetki yönünden sakatlayacaktır.
Tekerrür hükümleri uygulanırken, aylıktan kesme cezalarının tekerrüründe disiplin
amiri değil yetkili disiplin kurulu ve atamaya yetkili amir, kademe ilerlemesinin durdurulması
cezalarının tekerrüründe ise kurumun bağlı olduğu yüksek disiplin kurulunun kararı ile
geçerlilik kazanacaktır. Aksi bir idari işlem, disiplin işlemini yetki yönünden sakatlayacaktır.
Kanunun yetki devrine açıkça izin vermediği durumlarda disiplin cezası verme yetkisi
devredilemez. Bununla birlikte hukukumuzda vekilin, vekâlet ettiği görevin yetki ve sınırları
içinde kalmak şartıyla, aslın bütün hak ve yetkisine sahip olduğundan vekilin aslın yerine
disiplin işlemi yapmasında bir engel söz konusu değildir.
Kesinleşerek muhataba tebliğ edilen disiplin işlemleri de birer idari işlem olmasına
rağmen diğer işlemlerden farklı olarak sıkı şekil şartlarına tabi olması nedeniyle muhatabın
ister lehine ister aleyhine olsun disiplin makamlarınca geri alınamaz. Disiplin cezalarının geri
alınması ancak; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun kararında da belirtildiği üzere;
yetkili disiplin amiri tarafından verilerek tebliğ edilen disiplin cezasının, bir disiplin affı kanunu
veya yargı makamlarınca verilmiş ve kesinleşmiş bir yargı kararı ile mümkün olabilecektir.
Disiplin hukuku açısından tesis edilecek tüm işlemlerde yazılılık kuralına riayet
edilmelidir. Ayrıca, memura savunma hakkı tanınmadan disiplin cezası verilemez. Savunma,
soruşturma sürecinin son aşamasında disiplin amiri tarafından istenir. Ancak kademe
ilerlemesinin durdurulması cezalarında disiplin kurulunun, memuriyetten çıkarma cezalarında
ise yüksek disiplin kurulunun haricen savunma istemesi gerekmektedir. Devlet Disiplin
Yönetmeliğinde zikredildiği şekliyle; savunma istem yazısında, memur hakkındaki iddialar, bu
iddiaların dayandığı deliller, isnat edilen fiil veya hâllerin hukuki nitelendirmesi ve 657 sayılı
DMK’nın 125’inci maddesinde sayılan fiil veya hâllerden hangisinin kapsamına girdiği bent
ve alt bent belirtilerek istenmelidir. Bu hususlara riayet edilmemesi, idari yargı yerlerince
re’sen ya da muhataplarca savunma hakkının kısıtlandığı konusunu gündeme getirebilecektir.
Disiplin soruşturmasına soruşturma emri ile başlanır ve disiplin yaptırımını gerektiren
disipliner ihlal; teftiş ve inceleme sırasında, basın yolu, başka idari mercilerce yapılan bildirim,
fiilin işlendiğinin bizzat yetkili amirce tespit edilmesi durumunda, şikâyet ve ihbar yollarından
biri ile öğrenilebilir. Bunlar arasından en sık karşılaşılan, şikâyet ve ihbar yoludur. Bu sebeple;
Devlet Memurları Disiplin Yönetmeliğinin ilgili hükmü gereği, Devlet memuru hakkında;
belirli bir konuyu içermeyen veya somut delile dayanmayan, başvuru sahibinin adı, soyadı,
imzası ve adresi bulunmayan, daha önceden şikâyet konusu yapılıp sonuçlanan hususlarda yeni
delil içermeyen ihbar ve şikâyetler işleme konulmamalıdır. Bu hususlara uyulmadan soruşturma
emrinin verilmesi, idari işlemi sebep yönünden sakatlayacaktır. Bununla birlikte fiile uygun bir
disiplin cezasının verilmemesi de idari işlemi hem sebep hem de konu yönünden
sakatlayabilecektir.
Bütün idari işlemlerdeki nihai amaç (maksat) kamu yararıdır. Disiplin yaptırımları
açısından amaç; kamu kurumlarında düzeni sağlamak, disipline olmuş personel aracılığıyla
etkili kamu hizmeti yürüterek, nihayetinde kamu yararını sağlamaktır. Bir idari işlem olan
disiplin işlemleri hakkında genel amaç yönünden hukuka aykırılık halleri üç şekilde karşımıza
çıkmaktadır. Bunlar; kişisel amaç güdülmesi, üçüncü kişileri koruma amacı güdülmesi ve siyasi
amaç güdülmesidir.
Hülasa; büyük bir güçle donatılmış bulunan idare, bir tüzelkişilik olduğundan, doğaldır
ki iradesini kamu görevlileri aracılığıyla açıklayacaktır. Kamu görevlileri ise “keyfi” davranma
eğilimi içine kolaylıkla girebilirler. Nitekim disiplin makamları yetkisini kullanırken, yapılan
işlemin mevzuata, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğunu hukuken geçerli somut
bilgi ve belgelerle kanıtlaması icap etmektedir. Mesnetsiz salt gerekçe gösterilmesi gayr-i
hukuki durumu, hukuka uygun hale getirmeyecektir. Bu sebeple yetkili makamların kasıtlı
olarak ya da keyfi bir iradeyle kamu yararı amaçlanmadan özel menfaat gözetilerek görevlerini
hukuk çerçevesinde yerine getirmemeleri neticesinde; birilerinin mağduriyetine ya da
başkalarının menfaatine veya kurum/kamu zararına sebep olduğu yapılan denetimler ile
anlaşılması durumunda “Görevi Kötüye Kullanma Suçu”na muhatap olabileceklerdir.
Dolayısıyla disiplin makamları takdir yetkileri de dâhil olmak üzere yetkilerini kullanırken
hukuk devletinin gereği olarak, mer’i mevzuatla belirlenmiş kuralların dışına çıkmadan ve aynı
zamanda evrensel hukuk ilkelerini de göz önünde bulundurarak görevlerini yerine getirmelidir.
________________
1 Kamu Görevlisi Uzlaştırmacı–Müfettiş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi/İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi.
İletişim: ymerdoglu@iski.gov.tr,
Orcid:0001-0001-7550-632X.
Atıf: Mahalli İdareler Dergisi, Sayı 135 (220), Ekim-2024, ISSN 2147-5695, ss. 5-31.
Makale Geliş Tarihi: 01.08.2024, Kabul Tarihi: 15.10.2024.
2 Burak BOZKURT, “Danıştay Kararları Işığında, Disiplin Cezalarının Yargısal Denetimi”, Yetkin
Yayınları, Ankara-2019, s.5.
3 https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2577.pdf, E.T. 11.10.2022.
4 İdari yargıda idari işlemin unsurları (yetki, şekil, sebep, konu, maksat) açısından hukuka aykırı olduğu
savıyla dava konusu yapılabilir…” Danıştay 1. Dairesi’nin, 13.04.2004 tarihli ve E. 2004/36 K. 2004/42
sayılı kararı, Kazancı İçtihat Bankası.
5 Ayrıca Bakınız, Tetik, Ahmet Talha, “Hukuk Devleti İlkesi Bağlamında Takdir Yetkisi ve Yerindelik
Denetimi İlişkisi”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.25, S.2, 2017, s. 249-276.
6 https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2577.pdf, E.T. 21.10.2022.
7 Çağlayan, Ramazan, “İdare Hukuku Dersleri”, Adalet Yayınevi, Ankara-2021, s. 312-313. (ayrıca
konuya ilişkin, Ramazan Çağlayan’ın İdari Yargılama Hukuku kitabına bakınız)
8 Ayrıca Bakınız (İradenin Açıklanması Bakımından İşlemler), Özay, İlhan, “Günışığında Yönetim”,
Alfa Basım, İstanbul-1986, s. 442-458.
9 Gözler, Kemal, “İdare Hukuku-Cilt I”, Ekin Basım, 2019-Bursa, s. 902. (Gözler, Kemal, “İdare
Hukuku Cilt I”, Bursa-2019, 843-844.:Yetki Unsuru.- idari işlem, kim tarafından yapılmıştır? İdari
işlemin özünü oluşturan irade, idare adına irade açıklamaya ehil bir kimse tarafından mı açıklanmıştır?
İşlemi yapan kişi, bu işlemi yapmaya konu, zaman ve yer itibariyle yetkili midir? Kısacası, idari işlemin
yetki unsuru “işlemin yapıcısı” ile ilgilidir. Şekil Unsuru.- İdari işlemin özünü oluşturan irade, maddi
âleme yansırken hangi biçime bürünmüştür? Bu iradenin işlemin büründüğü maddi biçim (örneğin bir
yazı, bir söz, bir hareket), kanunun öngördüğü biçim midir? Bu iradenin içinde yer aldığı kalıp, bu iradeyi maddi dünyaya taşıyan şey hukuka uygun mudur? Kısacası idari işlemin şekil unsuru, “işlemin
taşıyıcısı”na ilişkindir. Sebep Unsuru.- İdareyi belli bir idari işlemi yapmaya, yani belli bir yönde irade
açıklamaya sevk eden etkenler, dürtüler nelerdir? Acaba idare hangi maddi veya hukuki olgulara
dayanarak işlem tesis edebilir? İdarenin dayandığı bu olgular hukuka uygun mudur? Kısacası idari
işlemin sebep unsuru idari işlemden önce gelen ve onun dışında yer alan birtakım “fiili veya hukuki
olgular”a ilişkindir. Konu Unsuru.- idari işlemin hukuk âleminde doğurduğu sonuç, yani hukuk
düzeninde meydana getirdiği değişiklik nedir? Bu sonuç, hukuka uygun mudur? Kısacası idari işlemin
konu unsuru, bizatihi bu işlemin kendisi, “işlemin içeriği” ile ilgilidir. Amaç Unsuru.- İdari işlem ile
ulaşılmak istenen nihai sonuç nedir? İdari işlemi yapan kişi, bu işlemle hangi sonuca ulaşmak istemiştir?
Bu kişinin bu işlemi yaparken zihninden hangi düşünceler geçmiştir? Görüldüğü gibi amaç unsuru, idari
işlemin sübjektif unsurudur; işlemi yapan kişinin “niyetler”iyle alakalıdır.)
10 A.g.e., s. 902.
11 Ülker, Gözde, “Türk İdare Hukukunda İdari İşlemin Yetki Unsuru”, Adalet Yayınevi, Ankara-
2022, s. 138.
12 Çağlayan, Ramazan, “İdare Hukuku Dersleri”, Adalet Yayınevi, Ankara-2021, s. 362.363
13 Gözler, Kemal, “İdare Hukuku-Cilt I”, Ekin Basım, 2019-Bursa, s. 910-911. ((1) Merkezi idarenin
(genel idarenin) başkent teşkilatında karar almaya yetkili makamların (Cumhurbaşkanı, bakanlar) (9
Temmuz 2018’den önce Başbakan ve Bakanlar Kurulu) yetkisi yer bakımından sınırlandırılmamıştır. Bu
makamların yer bakımından yetkisi bütün ülke düzeyindedir. (2) Buna karşılık merkezi idarenin taşra
teşkilatındaki makamlarının (valilerin ve kaymakamların) karar alma yetkisi yer bakımından sınırlıdır.
Valiler kendi il, kaymakamlar ise kendi ilçe sınırları içinde karar almaya yetkilidirler. (3) Yer yönünden
yerinden yönetim kuruluşlarının, yani mahalli idarelerin karar organlarının yetkileri ise yer bakımından
sınırlıdır. Yani il özel idareleri, belediyeler ve köyler sadece kendi sınırları içinde karar almaya
yetkilidirler. (4) Hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları, yani kamu kurumlarının ise yetkileri
yer bakımından sınırlandırılmamıştır; bunlar kendi konularında kalmak şartıyla ülkenin her yerinde işlem yapabilirler. Bir idari makamın anayasa ve kanunlar yetkili kılınmadığı bir yerde aldığı kararlar “rationeloci yetkisizlik” ile sakattır.)
14 Gözler, Kemal, “İdare Hukuku-Cilt I”, Ekin Basım, 2019-Bursa, s. 911-913. (Bir kere, bir kamu
görevlisinin sahip olduğu yetkileri kullanabilmesi için atanması ve göreve başlaması gerekir.
Atanmış, ama görevine henüz başlamamış bir görevlinin işlemleri “ratione temporis yetkisizlik” ile
sakattır. İkinci olarak, kamu görevlileri izinli bulundukları süre içinde yetkilerini kullanamazlar.
Üçüncü olarak, kamu görevlilerinin yetkisi, görevlerinin sona ermesiyle birlikte sona erer.
Görevden alınma (azil), emekliye sevk, istifa, belirli bir süre için seçilme durumunda bu sürenin
dolması durumlarında kamu görevlisi zaman bakımından yetkisiz hale gelir. Bu şekilde görevi
sonra eren görevlilerin yaptıkları işlemler, “ratione temporis yetkisizlik” ile sakattır. Bununla
birlikte, kamu hizmetlerinin devamlılığı ilkesi gereğince, bu ilke yumuşatılmıştır. Görevi sona eren kamu
görevlilerinin yerlerine yenisi göreve başlayıncaya kadar görevde kalacakları kabul edilmektedir. Bu tür
kişilerin yetkilerinin genellikle “ cari işlerin yürütülmesi (expedition des affaires courantes)” ile sınırlı
olduğu kabul edilmektedir. Dördüncü olarak, il genel meclisi, belediye meclisi gibi idari meclislerin
çalışmaları kanunla “toplantı dönemleri (sessions)” olarak sınırlandırılmış ise, bunlar, ancak toplantı
dönemlerinde karar almaya yetkilidirler. Bu dönemlerin dışında aldıkları kararlar “ ratione temperis
yetkisizlik” ile sakattır. Örneğin 22 Şubat 2005 tarih ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 12’nci
maddesine göre “ il genel meclisi, il genel meclisince belirlenecek bir aylık tatil hariç her ayın ilk haftası
meclis tarafından önceden belirlenen günde mutat toplantı yerinde toplanır. Bütçe görüşmesine rastlayan toplantı süresi en çok yirmi gün, diğer toplantıların süresi en çok beş gündür.” İl genel meclisinin bu süre dışında toplanıp aldığı kararlar ratione temporis yetkisizlik ile sakattır. Zira idari makamlar, alınması gereken kararları zamanından önce veya sonra değil, tam zamanında almak zorundadırlar. Zira kararın alınması gerektiği gün geldiğinde, kararı alan görevli görev başında olmayabilir. Keza o konudaki kanunlar da değişmiş olabilir. Bu durumda yetkinin erken kullanılması halefin yetkilerine bir müdahale teşkil eder. Örneğin Fransız Danıştayı zamanından önce yapılan bir atamanın ve keza zamanından önce yapılan bir emekliye sevk etme işleminin geçersiz olduğuna karar vermiştir.)
15 https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.657.pdf, E. T. 14.10.2022.
16 Devlet Personel Başkanlığı (DPB), 1984 ila 2019 yılları arasında faaliyet göstermiş kamu kurumudur.
8 Haziran 1984 tarih ve 217 sayılı KHK ile Başbakanlığa bağlı olarak kurulan kurumun geçmişi, 17
Aralık 1960 tarihinde 160 sayılı Kanunla "Devlet Personel Dairesi" olarak kurulan faaliyete
dayanmaktaydı. 8 Temmuz 2011 tarih ve 27988 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan tezkere ile Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na bağlanmıştır.
9 Temmuz 2018 tarihinde yayımlanan 703 sayılı KHK ile 2019 yılı itibarıyla kapatılarak, DPB’nın tüm
görevleri diğer kurumlara devredilmiştir. Ancak hali hazırda Devlet Memurları Kanunu’nda muhtelif
maddelerde Devlet Personel Başkanlığı’nın kurumsal olarak yer alması faal olarak misyonunun var
olduğu yanılsamasını beraberinde getirebilmektedir. Bu sebeple uygulayıcıların yanlış işlem yapmasının önüne geçmek adına, yapılan kanuni düzenlemelerin veya değişikliklerin bir bütün olarak senkronize edilmesi kanun sistematiği ve Hukuk Devleti perspektifi açısından önem arz etmektedir.5
17 https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/21.5.3935.pdf, E. T. 14.10.2022.
18 https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/03/20220311-5.htm, E.T. 14.10.2022.
19 Sancakdar, OĞUZ, “Disiplin Hukuku”, Ankara-2019, Turhan Kitabevi, s. 160.
20 İçişleri Bakanlığı, Eğitim Dairesi Başkanlığı, “100. Dönem Kaymakamlık Kurs Notları-2. Cilt”,
Ankara-2015, s. 540.
21 Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun Esas 2006/2042, Karar 2010/448 No.lu kararı, Kazancı İçtihat Bankası.
22 Danıştay 8. Daire, Esas No: 2006/2832, Karar No: 2007/2860, Danıştay Dergisi Yıl: 2007 Sayı: 116,
s. 236-238’de Yayınlanmıştır.
23 Danıştay 8. Daire, Esas No: 2004/2984, Karar No: 2005/4086, Danıştay Dergisi Yıl: 2006 Sayı: 111,
s. 236-238’de Yayınlanmıştır.
24 Danıştay 8. Daire, Esas No: 2007/3155, Karar No: 2007/5674, Danıştay Dergisi Yıl: 2008 Sayı: 117,
s. 236-238’de Yayınlanmıştır.
25 https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/21.5.3935.pdf, E.T. 27.10.2022.
26 Ülker, Gözde, “Türk İdare Hukukunda İdari İşlemin Yetki Unsuru”, Adalet Yayınevi, Ankara-
2022, s. 217.
27 Danıştay 1. Dairesinin 05.07.1984 tarih ve E. 1984/72, K. 1984/155, Danıştay Dergisi, Yıl 1985, Sayı
58-59, s. 72-77’de Yayınlanmıştır.
28 Burak BOZKURT, “Danıştay Kararları Işığında, Disiplin Cezalarının Yargısal Denetimi”, Yetkin
Yayınları, Ankara-2019, s.128. (Danıştay 12. Dairesinin 30/01/2018 tarihli ve E:2014/4546, K:2018/296
sayılı kararı.)
29 Sancakdar, OĞUZ, “Disiplin Hukuku”, Ankara-2019, Turhan Kitabevi, s. 161-162.
30 Turgut Tan, İdari İşlemin Geri Alınması, (Aristo Yayınevi, 2020), 22.
31 Selman Dursun, Prof. Dr. İlhan ÖZAY Tarafından Verilen İdari İşlem Seminer Çalışması, 101/102.
32 Gözler, (n 9) 1225. (Benzer bir karar olan Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, 21-22 1973 tarih ve E. 1968/8, K. 1973/14 sayılı kararına bknz.)
33 İbrahim Pınar, Disiplin Suç ve Cezaları, Disiplin Soruşturması, (Seçkin Yayınevi, 2020), 105.
34 Turgut Tan ve Bahar Bayazıt, İdare Hukuku, (Turhan Kitapevi, 2021), 265.
35 Devlet Memurları Disiplin Yönetmeliği, Karar Tarihi: 29.04.2021/3935, RG: 30.04.2021/31470.
36 Yusuf Merdoğlu, “Disiplin Hukuku Bağlamında Tekerrür ve Bir Alt Ceza Uygulamasının Yargısal
İçtihatlar Çerçevesinde Değerlendirilmesi” (2022) (109) Mahalli İdareler Dergisi 3, (Ayrıca Disiplin
cezalarının ne zaman kesinleşeceği konusuna bakınız.)
37 Sancakdar, (n 20) 161/162.
38 Memurlar.net Özel Haberi, “Kesinleşen Disiplin Cezası İdare Tarafından Geri Alınabilir Mi?”
(Memurlar.net, 20.01.2022, https://www.memurlar.net/haber/1011586/kesinlesen-disiplin-cezasi-idaretarafindan-geri-alinabilir-mi.html Erişim Tarihi: 25.10.2022.
39 Çolpan Mücahit KÜÇÜK, “657 Sayılı Kanun Kapsamında, Disiplin Cezaları ve Ceza Hukuku İle
Ceza Muhakemesi Hukuku Genel İlkelerinin Disiplin Hukukunda Uygulanabilirliği”, Kamu
Hukuku Anabilim Dalı, Ocak-2019, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 51-53.
40 Çolpan Mücahit KÜÇÜK, “657 Sayılı Kanun Kapsamında, Disiplin Cezaları ve Ceza Hukuku İle
Ceza Muhakemesi Hukuku Genel İlkelerinin Disiplin Hukukunda Uygulanabilirliği”, Kamu
Hukuku Anabilim Dalı, Ocak-2019, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 51-53.
41 Sancakdar, OĞUZ, “Disiplin Hukuku”, Ankara-2019, Turhan Kitabevi, s. 163.
42 A.g.e. s. 164.
43 https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/21.5.3935.pdf, E.T. 20.10.2022.
44 Danıştay 5. Dairesi, E. 2016/24524, K. 2017/15244, Danıştay Dergisi Yıl: 2017 Sayı: 146, s.108-
112’de Yayınlanmıştır.
45 Danıştay 5. Dairesi, E. 2016/10099, K. 2016/4937, Danıştay Dergisi Yıl: 2017 Sayı: 144, s. 107-
110’de Yayınlanmıştır.
46 Danıştay 16. Dairesi, E. 2015/5586, K. 2015/1022, Danıştay Dergisi Yıl: 2015 Sayı: 139, s. 374-
377’de Yayınlanmıştır.
47 İdari Dava Daireleri Kurul Kararı, E. 2007/1846, K. 2011/6, Kazancı İçtihat Bankası.
48 Selami Demirkol vd., “Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Emsal Kararları 2020”, Yetkin
Yayınları, Ankara-2021, s. 409.
49 Sancakdar, OĞUZ, “Disiplin Hukuku”, Ankara-2019, Turhan Kitabevi, s. 165-166.
50 A.g.e., s. 166.
51 Avcı, Mustafa, “İdare Hukukuna Giriş”, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Temmuz-2017, s. 91.
52 A.g.e., s. 91-92.
53 Sancakdar, OĞUZ, “Disiplin Hukuku”, Ankara-2019, Turhan Kitabevi, s. 171.
54 https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/21.5.3935.pdf, E.T. 20.10.2022.
55 https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.657.pdf, E.T. 20.10.2022.
56 Sancakdar, OĞUZ, “Disiplin Hukuku”, Ankara-2019, Turhan Kitabevi, s. 167. (Danıştay 12. D., E.
2003/3174, K. 2006/6690, T. 26.12.2006, Kazancı İçtihat Bankası)
57 Göçgün, Muhammet, “İdari İşlemin Konu Unsuru”, On iki levha Yayıncılık, İstanbul, Mayıs-2017,
s. 24.
58 Yıldırım, Ramazan, “İdare Hukukuna Giriş”, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Temmuz-2017, s. 92.
59 Çağlayan, Ramazan, “İdare Hukuku Dersleri”, Adalet Yayınevi, Ankara-2021, s. 388-391.
(Anayasanın 13 üncü maddesine göre temel hak ve hürriyetler ancak kanunla sınırlandırılabilir. Temel
hak ve özgürlüğün, idari bir işlemle sınırlandırılması veya tüzel kişilere yükümlülük getirilmesi işlemi
konu unsuru bakımından sakatlar. Kanunun yasakladığı bir konuda işlem yapılması işlemi konu yönünden sakatlar. Üst kurala aykırı işlem yapılması: kurallar silsilesinde, alttaki kuralın üstteki kurala, örneğin, yönetmeliği Cumhurbaşkanlığı kararnamesine ya da kanuna aykırı olması konu unsurundaki sakatlığı ifade eder. Hukuk kuralının uygulama alanının genişletilmesi: bir hukuk kuralının, o kuralın uygulama alanına girmeyen başka bir konuda da uygulanması, yani uygulama alanının genişletilmesi, işlemi konu unsuru bakımından hukuka aykırı kılar.
Örneğin Danıştay bir kararında, kanunda orman olarak nitelendirilmeyen zeytinliklerin, orman kavramı içine alınmasını hukuka aykırı bulmuştur. Ayrıca; kesin hüküm niteliğindeki mahkeme kararına aykırı işlem yapılması, kazanılmış hakları ihlal eden işlem
tesis edilmesi, eşitlik ilkesine uyulmaması ve son olarak geriye yürümezlik kuralının ihlal edilmesi yani
idari işlemler kural olarak yapıldığı andan ileri için geçerli olup, geçmişe etkili olarak yapılamazlar.)
60 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125 inci maddesinde sıralı olarak; Uyarma, Kınama, Aylıktan Kesme, Kademe İlerlemesinin Durdurulması Cezası ile Memuriyetten Çıkarmadır. İdare “suçta ve cezada kanunilik ilkesi” gereği sayılı cezalar dışından yeni bir ceza koyamaz ya da mevcut hüküm altına alınan cezalardan birisini idari düzenleme ile kaldıramaz. Bu husus Kamu Kurum ve Kuruluşların Özel Personel Yasalarındaki Disiplin Cezaları için geçerli olduğu gibi bağlayıcılık teşkil eder.)
61 Sancakdar, OĞUZ, “Disiplin Hukuku”, Ankara-2019, Turhan Kitabevi, s. 168.
62 A.g.e., s. 168.
63 A.g.e., s. 168-169.
64 HATİPOĞLU, Mehmet/SARICALAR, Ahmet Cahit, “Memur Disiplin İşlemlerinde Amaç Unsuru”,
Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 28, S. 2, 2020, s. 698.
65 A.g.m., s. 699-701.
66 Özay, İlhan, “Günışığında Yönetim”, Alfa Basım, İstanbul-1986, s. 13.
67 Ayrıca bakınız, Serkan Başaran, “Görevi Kötüye Kullanma Suçu”, Adalet Yayınevi, Nisan-2018.
68 Burak BOZKURT, “Danıştay Kararları Işığında, Disiplin Cezalarının Yargısal Denetimi”, Yetkin
Yayınları, Ankara-2019, s. 89
69 https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/21.5.3935.pdf, E.T. 23.10.2022.
70 Aslan, Zehreddin, “Memurların Disiplin ve Ceza Soruşturması”, Seçkin Yayınevi, 2018-Ankara, s.
71 Özge Didem Boulanger, “İdari İşlemin Sebep Unsuru”, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Marmara
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, İstanbul-2016, s. 150-151.
72 Yaldız, Çağlasın, “Ceza Muhakemesi İlke ve Kurallarının Memur Disiplin Hukukuna Etkisi”,
Seçkin Yayınevi, Ankara-2022, s. 62-65.
73 Çağlayan, Ramazan, “Türk Hukukunda İdarenin Takdir Yetkisinin Yargısal Denetimi”, Atatürk
Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, C. VII, S. 3-4., 2003, s. 187. (Danıştay 8. D., E.
1990/850, K. 1989/490, T. 10.09.1990)
74 Sancakdar, (n 20) 165/166.
75 Nilay Arat Özkaya, Türk İdare Hukuku’nda İdarenin Hukuk Sınırları İçinde Hareket Serbestisi,
(2015), 97/98.
76 Abdullah Uz, Disiplin Cezalarının Üst Kademe Yöneticiliklere Etkisi, (Adalet Yayınevi, 2013),
155/156.
KAYNAKÇA:
Özay, İlhan, “Günışığında Yönetim”, Alfa Basım, İstanbul-1986.
Selami Demirkol vd., “Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Emsal Kararları 2020”, Yetkin
Yayınları, Ankara-2021.
Aslan, Zehreddin, “Memurların Disiplin ve Ceza Soruşturması”, Seçkin Yayınevi, 2018-Ankara.
Burak BOZKURT, “Danıştay Kararları Işığında, Disiplin Cezalarının Yargısal Denetimi”, Yetkin
Yayınları, Ankara-2019.
Gözler, Kemal, “İdare Hukuku Cilt I”, Bursa-2019.
Çağlayan, Ramazan, “İdare Hukuku Dersleri”, Adalet Yayınevi, Ankara-2021.
Sancakdar, OĞUZ, “Disiplin Hukuku”, Turhan Kitabevi, Ankara-2019.
Pınar, İbrahim, “Disiplin Suç ve Cezaları, Disiplin Soruşturması”, Seçkin Yayınevi, ankara-2020.
Avcı, Mustafa, “İdare Hukukuna Giriş”, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Temmuz-2017.
Yıldırım, Ramazan, “İdare Hukukuna Giriş”, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Temmuz-2017, s. 92.
Yaldız, Çağlasın, “Ceza Muhakemesi İlke ve Kurallarının Memur Disiplin Hukukuna Etkisi”,
Seçkin Yayınevi, Ankara-2022.
Serkan Başaran, “Görevi Kötüye Kullanma Suçu”, Adalet Yayınevi, Nisan-2018.
Ülker, Gözde, “Türk İdare Hukukunda İdari İşlemin Yetki Unsuru”, Adalet Yayınevi, Ankara-2022.
Göçgün, Muhammet, “İdari İşlemin Konu Unsuru”, On iki levha Yayıncılık, İstanbul, Mayıs-2017.
Özkaya, Nilay Arat, “Türk İdare Hukuku’nda İdarenin Hukuk Sınırları İçinde Hareket Serbestisi”,
İstanbul-2015.
İçişleri Bakanlığı, Eğitim Dairesi Başkanlığı, “100. Dönem Kaymakamlık Kurs Notları-2. Cilt”,
Ankara-2015, s. 540.
Tetik, Ahmet Talha, “Hukuk Devleti İlkesi Bağlamında Takdir Yetkisi ve Yerindelik Denetimi İlişkisi”,
Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.25, S.2, 2017.
HATİPOĞLU, Mehmet/SARICALAR, Ahmet Cahit, “Memur Disiplin İşlemlerinde Amaç Unsuru”,
Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 28, S. 2, 2020.
Ramazan Çağlayan, “Türk Hukukunda İdarenin Takdir Yetkisinin Yargısal Denetimi”, Atatürk
Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, C. VII, S. 3-4.
Çolpan Mücahit KÜÇÜK, “657 Sayılı Kanun Kapsamında, Disiplin Cezaları ve Ceza Hukuku İle
Ceza Muhakemesi Hukuku Genel İlkelerinin Disiplin Hukukunda Uygulanabilirliği”, Kamu
Hukuku Anabilim Dalı, Ocak-2019, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Özge Didem Boulanger, “İdari İşlemin Sebep Unsuru”, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Marmara
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, İstanbul-2016.
Danıştay 5. Dairesi, E. 2016/24524, K. 2017/15244, Danıştay Dergisi Yıl: 2017 Sayı: 146, s.108-112.
Danıştay 5. Dairesi, E. 2016/10099, K. 2016/4937, Danıştay Dergisi Yıl: 2017 Sayı: 144, s. 107-110.
Danıştay 16. Dairesi, E. 2015/5586, K. 2015/1022, Danıştay Dergisi Yıl: 2015 Sayı: 139, s. 374-377.
Danıştay 8. Daire, E. 2006/2832, K.2007/2860, Danıştay Dergisi Yıl: 2007 Sayı: 116, s. 236-238.
Danıştay 8. Daire, E. 2004/2984, K. 2005/4086, Danıştay Dergisi Yıl: 2006 Sayı: 111, s. 236-238.
Danıştay 8. Daire, E. 2007/3155, K. 2007/5674, Danıştay Dergisi Yıl: 2008 Sayı: 117, s. 236-238.
Danıştay 1. Daire E. 1984/72, K. 1984/155, Danıştay Dergisi, Yıl 1985, Sayı 58-59, s. 72-77.
D. 8. Daire, 12.10.1998, E.1998/4988, K.1998/3015, Kazancı İçtihat Bankası.
İdari Dava Daireleri Kurulu 09/11/2020 tarih, Esas No: 2020/1073, Karar No: 2020/2353.
İdari Dava Daireleri Kurul Kararı, E. 2007/1846, K. 2011/6, Kazancı İçtihat Bankası.
Danıştay 12. D. E. 2003/3174, K. 2006/6690, T. 26.12.2006, Kazancı İçtihat Bankası.
Danıştay 1. D. 13.04.2004 tarihli ve E. 2004/36 K. 2004/42 sayılı kararı http://www.danistay.gov.tr.
https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.657.pdf, E.T. 20.10.2022.
https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2577.pdf, E.T. 11.10.2022.
https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/21.5.3935.pdf, E. T. 14.10.2022.
https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/03/20220311-5.htm, E.T. 14.10.2022.
https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/21.5.3935.pdf, E.T. 20.10.2022.



Yorumlar